31 Mart 2011 Perşembe

İkinci Kariyer Dönümü

Şimdi ben hem baharı, hem annelik travmalarımı atayım diye ilaç kullanmaya başladım ya.
Kendimden beklenmeyecek ataklar gerçekleştiriyorum.
Ya placebo etkisi, ya vakti geldi. Ama eğer ilacın etkisi ise bu ilaçtan korkmak lazım anladım.
İş hayatımın 8 yıllık büyük bir bölümünü Finans yaparak, son beş yılını ise İnsan Kaynakları yaparak geçirdim.
İnsan Kaynaklarına geçmek, bir şeyler öğrenmek çok heyecan verici bir deneyim oldu.
Finans’tan sonra çok sevdim bu işi. Ama artık bana katacağı artı bir şey kalmadı gibi.
Son tahlilde şirkette kalite sistemi kuruyoruz. Ben Kalite Yönetim Temsilcisiyim o biraz değişiklik oldu ama hep aynı tas, aynı hamam.
Tazelenmem gerekli.
Neyse birkaç aydır şu blogları takip ede ede, internette takıla takıla bir internet işine giresim vardı.
Eş zamanlı olarak çalıştığım şirkette patronum da e-business işine girmeye karar verdi.
Bir direktör aldı, bir yandan ekip kuruluyor falan. Hiç ben kendi isteklerimle, bu işi bağdaştıramamıştım.
Ta ki bu sabah ağzımdan çıkan sözlere kadar.
Sabah işe geldim, işe alımda çalışan arkadaşlar e-business proje adaylarından bahsediyorlar.
Çoğunu yeterli bulmamışlar.
Ben de hiç düşünmeden “ben yapayım o işi” dedim.
Böyle düşünmeden konuşursun tam o anda kafada bir ampul yanar ya, öyle bir haldeyim.
Direktörüm aynı zamanda arkadaşım, desteklerim seni dedi ayaküstü.
Böyle bir gaza geldim. Heyecanlandım.
Bu öğlen 14:00 E-Business direktörü ile görüşeceğiz.
Benim için çalışma saatleri kritik.
Bakalım ne çıkacak altından..
Hayırlısı…
Seçim yasası diyenler var ya…
Ben kaderciyim, seçim benim gibi görünüyor ama benim üstümde bir irade seçtirdi bana biliyorum.

30 Mart 2011 Çarşamba

Aşkların En Şahanesi

Bugün 33 yıllık hayatımın en mutlu anını yaşadım.
Tarihe not düşeyim hep aklımda kalsın.
Saat 14:00 suları telefon çaldı, arayan bakıcımız.
Önce heyecanlandım, hayırdır inşallah dedim, telefonu açtım.
Yasemin Hn.: Müsait misiniz?
Ben: Evet buyurun.
Yasemin Hn.: Sarımsak resminize bakıp, “Anne gel gel” diyor, rica etsem konuşur musunuz?

Ben konuşmaz mıyım, kalbim güm güm atarak konuştum oğlumla.
Oğlum sen bu kadar büyüdün mü annecim, ben akşam eve gelicem sosisim, yakışıklı meleğim dedim.
Sevinç çığlıkları attı, cevap verdi bana.
Telefonu kapadığımda sevinç gözyaşlarıyla, kalbim güm güm kalakaldım.
Gerçekten hayatımın ennnn güzel anıydı.
Yok böyle bir mutluluk.

Allah tüm kuzuları, analarını, babalarını birbirine bağışlasın.

Sarımsak Haberleri

Lokum oğlum 14 aylık oldu geçen hafta.
Artık gayet yürüyebilen merdiven çıkabilen bir çocuk ama hala sadece istediğinde.
İstemediğinde ya da hızlı ilerlemesi gerektiğinde eski usul quasimodo emeklemesi moduna dönüyor.

Çok şey anlatıyor ama hiçbir şey anlamıyoruz. Dün o kendi kendine söylenirken çıkardığı sesleri taklit ettim, “oha anladı beni galiba” şeklinde hayret ifadesiyle bir bakışı var keşke o anı resimleyebilseydim.
Deve – cüce oynuyor.
Koltuğun en tepesine tırmanıyor. Hatta minik Nasuh tırmanma konusunda engel tanımıyor babasının gözetiminde koltuk tepesinden, mama sandalyesinin tepsisinin üzerinde ayakta durmaya kadar vardırdı işi.
El sallıyor iki gündür, yeni başladı.
Akülü araba, scooter, bisiklet gördü mü kilitlenip kalıyor.. Bu kadar mı karakteristik erkek çocuğu olur.
Yemek konusuna hiç girmiyorum hala düzene oturamadı, 9 aylık bebek yemek alışkanlıklarındayız neredeyse. Üzerine çok varmıyorum artık. Bu pürelerden ne zaman sıkılıp, ev yemeği yemeye başlayacak merak ediyorum sadece.
Annesine, babasına çok düşkün ama biz birbirimize çok düşkün bir aileyiz desek yanlış olmaz.
Babası ona cesaret veriyor, benden daha çok farkındayım. Baba olunca tehlikeli işlere daha hevesli.
Ben, cesaret vermiyorum çok temkinli olması beni mutlu ediyor bile diyebiliriz. Mesela dün parkta kaydıraktan kaydırıyoruz tutarak, elimiz biraz geride o kucağımıza doğru atlayıp kayıyor. Babası biraz daha geriye çekti elleri hemen sesle protesto etti ı-ıh neredeyse konuşsa “dikkat et biraz eller geride nasıl atlayayım” diyecek.
Çocuklar sabahları uyandıklarında fırından çıkmış sıcak kek gibi oluyorlar demiş Blogcu Anne.
Son derece katılıyorum. Sabah hemen koynuma alıyorum saat 07:30 uyansa da, uyanmasa da..
Oğlumu görmeden işe gitmeye tahammülüm yok. Böyle mırnav mırnav sırnaşıyoruz sağa sola atıyoruz kendimizi ben fırsat buldukça yiyorum kendisini..
Gözümün önüne bir –iki sene sonraki hali geliyor. Anne öpmeye çalışır, oğlan iter. Şimdiden itiyor, sıkıştırmayayım diyorum ama engelleyemiyorum.
Akşamları işten çıkıp eve vardığımda içimi öyle bir mutluluk kaplıyor ki anlatamam.
Ne güzel şeysin oğlum sen..
Senden sonra tek ve sürekli duam Allah bizi birbirimize bağışlasın ailecek.

28 Mart 2011 Pazartesi

Lustral Günlükleri I


23.03.2011 09:00 ilk gün, yarım doz 
11:00 Yüzüme ateş bastı.
11:20 Uykum geldi, gözlerim ağırlaştı sanki.
11:30 Zannımca tansiyonum düşüyor.
12:00 Ağzım kurudu, su içiyorum iyi bişey.
12:40 Yemek yerken Demet Akalın şarkılarıyla coşasım geldi (bu ilacın etkisi değil benim olağan manyaklığım olabilir. Yüzüm hala pembiş.
Öğleden sonra dert tasa kalmadı.
Eve gidince saat 18:00 gibi çok neşeli ve tatlı biriydim Eren’le oyunlar oynadım belki placebo etkisidir.
İlk günden işe yarar mı?

24.03.2011 09:30 2. Gün, yarım doz
08:00 arabada joy fm yerine power turk dinliyorum Demet Akalın “Olacak olacak”
11:00 gözlerim hafif ağırlaştı, sanıyorum tansiyon düşüyor tam iki saat sonra.
12:40 yemekten sonra bişey kalmadı.
Oğluşumla parka gittik, eğlendik
Akşam 22:00 ye kadar zor durdum ayakta.
04:30 uyandım. 06:00 tekrar dalmışım. (iki gecedir uyku delikli ama yorgun değilim)

25.03.2011 09:00 3. Gün, yarım doz
Genellikle esnesem de başka numara yok.
12:11 midem kazınıyor, açım (kötü haber)
12:24 Sandığım gibi olmadı yemeği didkledim, çok yemedim.
12:58 uykum var.. yemekten sonra kestiresim var. Avuç içlerim ısındı hafif.

26:03.2011 4. Gün, yarım doz
Sabah arabada bir saat uyudum ama kongest almıştım etkisi olabilir..

27:03.2011 5. Gün, yarım doz
Sabah saat 06:10’u 07:10 sanarak güne bitkin başladım.
Böylelikle bir gün geç alınacak ileri saat uygulamasının ilk mağdurlarından biri oldum.
Bitkin bir şekilde yoğun bir tempoya girdim.
Sarımsak ve babasının kahvaltı çekişmesi sinirlerimi çok gerdi.
İştahsızdım, ilaç aldım.
Aynı zamanda kongest aldığımdan hangisi beni 3 saat uyuttu bilmiyorum.
Ama 3 saat uyku iyi geldi. Gayet keyifli uyandım.
Akşam kongest alıp yattım.
Ara ara kızarma ve ateş basması dışında bir etki olmadı demek doğru olabilir.

28:03.2011 6. Gün, yarım doz
Akşam düğüne gittim, az alkol aldım.
Yatarken kongest aldım sabah işe rekor bir sürede geldim.
1,5 saat geç kalmışım.
Uyandığımda yine ısınmış, allanmıştım.
İşte, yarım dozumu aldım.
Hafif bitkinim ama sebebi dün akşam olabilir yarın tam doza geçiyoruz.

24 Mart 2011 Perşembe

Uyanık Tosbağa II


Anne: Oğlum, Tv bozuk bak kumanda çalışmıyor o yüzden açamayız.
Sarımsak: (madem sen bilmiyorsun dur ben sana nasıl açıldığını göstereyim)






Uyanık Tosbağa I

Anne: Kaç yaşındasın oğlum sen?


Canım Oğlum, 14. ay dönümün bugün.
Zaman hızlı geçiyor.
Bu sabah 7. dişini gördük.
Senin gülüşün, benim mutluluğum.
Hep gül annecim, seni çok seviyorum.

23 Mart 2011 Çarşamba

Hapı yuttum

Hafta içi, hafta sonu güneş, yağmur, sis, iş, ev derken günler hızla akıp gidiyor her zamanki gibi…
İş hayatımın yoğun zamanlarından biri. Bu tempoyu sevmekle birlikte üzerimde baskı hissediyorum..
Cuma-Cumartesi-Pazar akşamları sarımsağımı uyuttuktan sonra çalıştım. Ama gece çalışınca sabah 10’a kadar uyurum diye  bir şey söz konusu olmadığından yorucu oluyor. Sabah en geç 7 kalk borusu çalıyor bizde. Şahsen erken kalkmayı kendimi bildim bileli severim ama erken yatmayı da severim ben. Tüm günün yorgunluğu koşturmacası bittikten sonra TV karşısında boş boş bakarak oturmak varken çalışmak hatta dikkati yoğun bir biçimde vererek çalışmaya çalışmak çok koydu. Üzerimden tır geçmiş gibi, yorgunum.
Bir de bazı insanlara kuruluyorum* (argoyu seviyorum) bugünlerde yine.
Kim bu bazıları derseniz gizli agresif insanlar.
Gizli agresifler: rahatsız oldukları konuyu direkt dile getirmeden, dolaylı hareketlerle nezaket kisvesi altında bir hareket planına sahipler. Bu özellikle benim gibi gizlisi saklısı sıfırın altında, aktivist bünyeler için rahatsızlık verici.
Yani sinek misali küçük ama huylandırıyor.

Aslında bugünlerde, her şeyden daha fazla huylanıyorum. Stresin yansımasını fiziksel olarak hissediyorum. Sıkılınca böyle bir kızarmalar, kalp ağrısı.
Maalesef geçmişten, bir yedi yıl öncesinden tanıdık semptomlar. İlaç içmeyi hiç sevmememe rağmen bir 3 ay antidepresan kürü uygulama gerekebilir hassasiyetlerimin normal bir seviyeye inmesi için.
Eskilerin o çok utandığı antidepresan, deli hapları şimdi pek bir moda.
Bazı gençler daha sofistike ve hassas görünmek için kullanıyor gibi bir hava var. Ben eski kafalıyım uzun süre konduramıyorum kendime. Misal aslında ben yoğun bir lohusa sendromu geçirdim ve hep geriye iteledim kendimi o dönem. Bastır bastır nereye kadar. Travma dediğin çok basit bir sebepten bile yaşanabiliyor aslında. Muhtemelen bir çok kadına göre çok sağlıklı bir hamilelik ve lohusalık geçirdim. Bebeğim maşallah sağlıklı bir bebekti ve bunların farkında olup, fiziken kendimi iyi hissettiğimden psikolojik hassasiyetleri uzun süre görmezden gelme gayretindeydim. Yani akılla yenme çabası. Nafile bir çaba aslında bende. Birikiyor, birikiyor hop alakasız zamanda hem de en rahat, en düzenli zamanda ufak aksiliklerde fiziksel olarak rahatsız etmeye başlıyor. 7 sene önce anormal bir tansiyon rahatsızlığım vardı. Küçük ve büyük çok yakınlaşıyor ya da ikisi el ele bir yükselip, bir düşüyorlardı. Başlarda sadece kalp ağrısı, kalp krizi ve beyin kanaması korkusu. Doktor panik bozukluk başlangıcı dedi. Atak değil, bozukluk. Orta değil başlangıç.
O zaman tanıştım ilk kez antidepresanla, öyle bir durumda ilaca itiraz etmiyor sıkı sıkı sarılıyorsun. Fakat bünye evhamlı 6 ay kullanmam gerekirken 4. ay kademeli bıraktım, başladığım gibi ya bağımlı olursam korkusuyla.

Şimdi yine geldi o öncü kalp ağrıları, artık kalp krizinden korkmuyorum ama yine öyle kötü olacağımdan korkuyorum. Sarımsağımın, katılma huyu olan bir çocuk olması, iştahsızlığı gibi konularda bir yıldır hassaslaştım biraz. Artık oğlumu akşam yıkarken bile uykusu gelecek altını bağlatmamak için katılacak sanrıları nedeniyle kalp çarpıntıları yaşatıyorum kendime. Diyorum ki yumurta kapıya dayanmasın al paşa paşa 3 aylık bir antidepresan kürü bu da senin hayatına bir dönem yoluna koyma fırsatı tanısın. Daha önceki tecrübem cipralex’ti. Çok zayıf bana 10 kilo kattı ama sağlıksız bir zayıflıkta olduğum için gelen kilolara sevinmiştim. Bu sefer reçetesiz bile satıldığını duyup şaşırdığım lustral’e başlıyorum. Bünyeden bünyeye değişik etki gösterir bu ilaçlar ve iki haftadan önce işe yaramaz biliyorum.
Bakalım gelişmeleri yazarım. Başlayabilirsem yan etkileri falan derken bitiş tarihim belli.

Bu sefer muhtaç olduğum kudret, damarlarımdaki asil kanda olmasına rağmen hızlı bir çözüm için destek almaya karar verdim.

14 Mart 2011 Pazartesi

Haftasonusu

İyisiyle, kötüsüyle bir hafta sonunu daha geride bıraktık.
Öncelikle hava mükemmeldi, bahar geldi bu hafta sonu memleketime..
Cumartesi günü sabahtan evde uyusun kuzucuk öyle çıkalım yorulmasın planımız çarşıya uymadı. Uyku uyumayı reddetti, yemekte biraz sorunlu biz de Meydan’da takılıp, alışverişimizi yapıp geri döndük evimize.
Pazar sabahtan attık kendimizi sokaklara. Hava süper parklar bebeciklerle cıvıl cıvıl dolmuş.
Gezdik, tozduk, eğlendik, az da olsa mama yedik.
Bu seferde fazla eğlenceden uyumadık akşama kadar.

Bir de sokağa çıktığımızda en büyük korkumuz “kaka” bildiğin korkuyoruz karı-koca.
Sarımsak Bey, sokakta en eğlenceli ve hijyenik bebek bakım odasında ya da başka bir evde bile olsa asla altını açtırmıyor, başlangıç olarak soyunmaya karşı yıkıyor ortalığı. Yaz mevsimi gelince biraz sıcaklar ve izin verir diye umut ediyorum.

Şahane hafta sonunun sonu biraz ürkütücü bitti benim açımdan. Akşam artık uykusuzluktan çıldırmış haldeki oğluma yemek yedirdim, banyo yaptırdım, giyinme aşamasında arızanın kralı çıktı karşıma. Asla yatmak ve bezini bağlatmak istemedi. Ağlamaya başladı, hızlıca bağlayayım altını diye çabalarken bir baktım ki önce ses gitti ağlarken, ardından morarma başladı. Nefes tutma, katılma krizlerinden birine girdi. Bu sefer hafif baygınlık geçirene kadar sürdürdü. Kucağımda poposunu sıktım, yüzüne, ağzına üfledim anca kendine geldi o kendine geldiğinde benim ellerim ve dizlerim zangır zangır titriyordu korkudan. Daha önce 2 defa daha oldu bu olay. Sebepler kansızlık ya da arsızlık olabilirmiş, doktor yorumu. Kansızlık yok bizde ama genetik olarak yatkınlık var, ben katılırmışım küçükken. Atlatacağız büyüdükçe umuyorum.
Ve itiraf ediyorum 2 yaş senden çok korkuyorum.

Neyse Allah beterinden saklasın diyor, herkese iyi haftalar diliyorum.



11 Mart 2011 Cuma

Kalp Ağrısı

Gün daha bitmedi. Eve geldiğimde sarimsağimin güzel yüzündeki façayi gördüm.. Kadının basit bir çizik gibi bahsettiği şey biraz daha derin, ağzindan çene altına kadar uzanıyor. Herhangi bir antiseptik bile sürülmemiş, çıktım eczaneden baticon ve bactroban aldım eve döndüm..
Kendimi tutamıyorum sürekli ağlamak geliyor içimden. Biliyorum, basit bir çizik.
Ama ağlamamın asıl sebebi hemen duyup müdahale edememiş olmak, oğlumun bensiz ağlaması üzülmesi, hem de işyerim bu kadar yakın ve altımda araba varken. Aranmamış olmayı hazmedemiyorum, kadını affedemiyorum, kendimi nedenini anlamasam da suçluyorum işte olmasaydım, evde olsaydım görebilirdim hemen birşeyler yapabilirdim ya da hiç yoksa sarlırdım oğluma diyorum.
Ve eziliyorum o masum yüzdeki çizik yüzünden.
Allah beterinden saklasın diyorum sürekli ama susamıyorum hala.. İnsallah iz kalmaz ya da mikrop kapmaz diye dua ediyorum.
Eczaneden döndüğümde farları açık bırakmışım aküm bitmiş, arabam çalışmıyor. Gün daha bitmedi. Ama ben bitik hissediyorum hafiften.

10 Mart 2011 Perşembe

Üzünç

Aksiyon dolu bir sabaha uyandım bugün..

Önce koncişim kalktı sabah 06:30 yollara dökülüyor her sabah, iki haftadır yediklerimize dikkat ediyoruz 4 kilo vermiş filinta gibi.
Bense aynı şeyleri yememe rağmen gr. oynamadım. Kıskandım, üzüldüm.

Her yer bembeyaz kar, sarımsağım da uyandı, her sabahki gibi oynaşıyoruz bizim yatakta..
Elinde yeni suluğu kafasına dikip, içme taklidi yapıyor. Kendi kendine bir gaza geldi suluk ağzında yatağa attı kendini..
Hemen kaldırdım ama ağzı kan içinde. İçimde bir şeyler koptu ama kendimi takdir edebileceğim kadar soğukkanlı yıkadım ağzını damak yaralanmış heralde.
Dişler de bir sorun yok çok şükür. Üzüldüm.

İşe geldim, kaya kaya otopark buz tutmuş, zor girdim. Yukarı çıktım mutfak görevlimiz Aynur bayılıverdi gözümün önünde.
Sinirsel tansiyon düşmesi. Üzüldüm.

Yerime geldim iş arkadaşlarımdan birinin abisi sabah acile kaldırılmış, üzüldüm.

Gün çabuk ve hayırlı biter inşallah diyorum şu an. Allah beterinden saklasın.

8 Mart 2011 Salı

Günün Şarkısı


Şen kahkaha, topuk tıkırtısı, elbise hışırtısı, pişen yemek kokusu, anne sütü, mutluluk gözyaşı.
Kadın deyince çok işe yaramasına rağmen yine ilk aklımıza hep İNSAN olduğu gelse.
Sadece bugün değil her gün olsa.


Önemli Not: Biz sadece kanatlarımız kırıldığında, süpürgemize bineriz.

7 Mart 2011 Pazartesi

2mm

Bir haftasonun daha geride bıraktık, yorucuydu bu haftasonu.
Önce iyi haber, zatürre aşısı için doktora giden sarimsağimin daha önce vermis olduğu 350 gr.'ın, 150 sini geri aldığını gördük, çok sevindik.
Kötü haberse, doktor için yola çiktiğimiz sabah zavalli koncişimin anormal sancısı oldu, acilin kapısına bırakmak zorunda kaldık onu. 2mm. taş düşürüyormuş, bastılar morfini.
Hava da güzeldi bu sebepten trafik felç, tek başıma oğlumla anneanneye ulaşmak için çabaladık, aklım onda. Neyse şimdi iyi gibi. Onsuz olmuyor cidden.
Yüklü bir görev tanımı var, hastalık kaldırmıyor. İyi gibiyiz şimdilik bu meret taş düşerken 3 yerde daralmaya giriyormuş, ikisini atlattık 3. hafif geçer inşallah diyorum.
Pazar sabahı arkadaşlarımızla kahvaltı ettik, Ali Ağaoğlu ve OBGZ dizisindeki Ali Kaptan'ın abisini gördüm. Ali Ağaoğlu "herşeyin en iyisine binerim" çiğliğinde bir beyanat vermişti.
Yalanmış o, herşeyin en iyisine binmiyor :) ( töbe töbe beni de ahlaksız ahlaksız konuşturuyor.)

Black Swan

Kısa Yorum: İyi orgazm taklidi hayatın her alanında kazanıyor.

Natalie Portman'a Oscar'ı getiren sahneler klasik sevişme sahneleridir sanıyorum. Daha önce de kadın oyuncular sevişme sahnesi performanslarıyla ödül aldılar Halle Berry, yerli aktris Hülya Avşar. Hatta altın portakal alamayan Nurgül Yeşilçay, "portakallarımı göstermedim ondandır" benzeri bir cümle sarfetmişti yanılmıyorsam.
Çok seksist ve şoven buluyorum bu durumu, açıkça bozuluyorum.
Bir Colin Firth nasıl namusuyla Oscar alıyorsa kadınlar da alsın sevişmeden istiyorum.

Alakasız Yorum: Filmi seyrettikten sonra çanta hazırlarken çantada mor bir kuştüyü bulmam, sebebini bilmeme rağmen gerdi beni.

Mesleki Deformasyon

İnsan kaynakları alanında çalışmadan önce iş çıkışı, disiplin süreci gibi durumlar, çok ürkütücü, duygusal açıdan çok zor işlerdi. 13 yıllık iş hayatımın büyük kısmı bir şirkette finans alanında çalışarak geçti. Uzun yıllardan sonra orada aldığım istifa kararı bomba etkisi yaratacak, yer yerinden oynayacak sanıyordum. Tabii ki hiç öyle bir şey olmadığı gibi istifa kararımı söylediğim insan kaynakları uzmanı fazla cool bir tepki verince basbayağı şaşırmıştım diyebilirim.
Son 4 yıldır insan kaynakları alanında çalışıyorum. Hatta iş akdi fesih ve disiplin süreçlerini yönetmek işimin parçası diyebilirim.
İlk öğrendiğim şey " kimse, yeri doldurulmaz değildir" olmuştu.
Bir günde, 20 kişiyi işten çıkarmak zorunda olduğumuz günler oldu.
Artık birinin işten çıkması ya da uyarı alması çok olağan geliyor.
Hiç bir şey dünyanın sonu değildir mantığım iyice pekişti.
İş çıkışı ve uyarı verme işini kına gecesi şenliğinde yapıyorum, umut dolu.
Bir kapı kapanır, diğeri açılır düsturuyla.
Çıkış zamanlarındaki hüznü deforme ettim iyice.
Bu işe tapıyorum diyememekle birlikte bu tarz yaptığım için kendimden memnunum diyebiliyorum.

4 Mart 2011 Cuma

127 Saat


Dağcı Aron Ralston’un başından geçenlerin gerçek hikayesi…
Hobi olarak dağcılık yapan, Aron, Utah yakınlarında kanyonda büyük bir kaya parçasının arasına sıkışıyor 127 saat bu şekilde geçiyor. Zaten filmin başında bu sahne gelince ve isim 127 Saat olunca otomatikman yanına alamadığı çakı, haftasonu kimseye nereye gideceğini haber verememesi gibi detaylar daraltıcı olmaya başlıyor.
Yönetmeni Danny Boyle genellikle nispeten düşük bütçeli ama seyredilmesi çok keyifli başarılı filmlerin yönetmeni.
Bu filmini de çok çarpıcı ve başarılı buldum ben.
127 Saat orada resimde gördüğünüz pozisyonda yaşamış ve hayata tutunarak an an çözüm aramış, kendini kurtarmış bir insan.
Ben böyle bir durumda keşke yanımda zehir olsa diye düşünürdüm ilk olarak.
Tutunanlar ve tutunamayanlar işte bütün mesele bu.

2 Mart 2011 Çarşamba

Haberler İyi

Son bir aydır ikinci kere alınan kan testleri temiz çıkınca bende bugünü bayramım ilan ettim. Testlerin de sonuçlanmasıyla birlikte bir faili meçhul kilo kaybımız var açıklayamadığımız, o kadar.
Onu da sürekli cıvık kakaya ve maymun gibi koltuık tepelerine tırmanıp tırmanıp inmesine bağlayabiliriz. Kendi kilosunun bir kaç katı kiloyu çekme, sürükleme ve itme başarılarını da unutmamak lazım.
İlk defa dün aklıma şahane bir fikir geldi. Acaba evde tv mi açtırsam, tv açılırsa belki reklamlar süresince biraz poposunun üstünde kalır ve o popo azıcık dolar.
İkinci dahiyane fikrim ise yürüme meraklısı ama çok temkinli oğlumu cesaretlendirmemek. Yürüme çalışmalarını tamamen doğal akışına bırakıyorum elinden falan tutmuyorum hatta mümkünse kucağıma alayım evdeyken ben onu. Kucağımda da durmaz ama neyse bir şeyler düşüneyim.

Yassak Kardeşim

Ahanda yine girdim bu sabah canıım sayfama. Hazır girmişken bir iki birşeyler çiziktireyim. Yasaktı, kaçaktı, göçekti derken ilişkimize de renk geldi sürekli bir yazarken yakalanacakmışım hissi, yasadışı bir şeyler yapmanın heyecanı bayaa aşk tazeliyorum blogger'la.
Hatta elimi bir tutup, bir bıraktğından göstermediğim ilgiyi gösteriyorum.
Acaba özenli bir şablon mu tasarlatsam, özel alana mı geçsem falan.
Biliyorum çoğu ilişkide olduğu gibi özen göstersem, emek harcasam sürekli açabilmeye başladığımda yine evdeki bulgur misali ilgimi azaltacağım.
Ben değil miyim ilk ümidi kestiğimde çat pat ingilizcemle hemen bir kopya alıp, wordpress'e geçebilen.
Vefa örneği sayılmaz gerçekten ilk engelde havluyu atışım ama küllerinden doğan bi zümrüd-ü anka misali bir aylık blogumu da sahiplenip her türlü dil engeline rağmen taşıyabilmiş olmam bir yandan gurur verici.

1 Mart 2011 Salı

Günün Şarkısı

Günün şarkısı tüm bloggerlara gelsin.
Eğretiyiz biz de bu sanal alemde. Bir varız, bir yokuz.

Acaba ben film yüzünden mi bu kadar etkileniyorum her seferinde.
"Kırk düğüne bedel günahımız" çok ağır değil mi?

Bloguma Dokunma


OİP' ten arak gündem.
Arkadaşım, Tam bir gün önce link vermek, benzer postları postun altında göstermek, anket yapmak gibi blog teknikleri kapmışım, uygulamışım. Adamlar blogspot uzantısını kapatmışlar iyi mi? İnsan ister istemez sorumluluk hissediyor. Yeni bir eve ve işyerine taşındığımda da "aaa ne güzel park yeri sorunu yok burada" dediğim an bil ki haftasına park yeri bulmak imkansız olacaktır. Maşallah dediğim, hayretmiyor kesinlikle.
O zaman eski türk filmlerinden Münir Özkul'dan gelsin "Dokunmayın oğluma, dokunmayın gelinime". Dokunmayın Bloguma