25 Mayıs 2011 Çarşamba

Cennetten Düşmek

Arkadaşım, bilsen cennetten düşeceğini o elmayı yer misin? Yemezsin..

Neyse milyarlarca yıl geçiyor medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarın geldiği son nokta; cehennemi dünyada yaşatıp, cenneti yılda iki kere vaat ediyor beyaz yakalı çalışan fanilere.
Biz geçen hafta ilk cennet haftamızı yaşadık, uzatmaları oynayan bir kış mevsiminin sonuydu. Cennetimize, yaz gelmiş adı gibi Ilıca(k).
Bir hafta anne-baba-sarımsak kıkırdayarak uyuduk, gülüşerek uyandık, mamalar her zamanki gibi zor yendi ama ben artık takmamayı öğrendim.
Bu takmama tatil rehavetinden mi dir yoksa artık her şeyi anlayan ve isteyebilen oğlumun kendi için yeterli gördüğü besine saygımdan mı ileri geliyor bilemedim.
Çok olumlu etkileri oldu tatilin, dinlendik desem yalan olur zira yanımızda kurmalı bir bebek vardı, sabah uyandığından akşam yatana kadar her yere girip çıkan, elimizi tutmayı reddeden, merdiven tırmanıp inerken düşen bir lokum.
Ama ruhen dinlendik. Çok güzel koşturmalar bunlar sözü anlam kazandı bende.
Oğlum, sitenin parkında eteğimden ayrılmaya oğlum, tatilde bir cesaret neredeyse bizi bırakıp ayrı oda tutacak kıvama geldi.
Oğlumun iştah probleminin sebebini anladım biraz. Aşırı titizlik esas sorunumuz. Kuma asla oturmadı, suya değip, soğuk olduğunu anlayınca çok ağladı.
Ama yemekleri elleyemediğini keşfedip, bisküvi ( püskevit), grisini, ekmek gibi şeyler verebildim ilk defa eline, reddetmedi. (Survivor Taner Kafası: Hım mutluyum, hımm gururluyum, hımmm oh yeahh)

Bu arada, bana mutluluğun resmini çeker misin Abidin?
Tabii her güzel olayın bir sonu var. Tatilin son günü oğlan su kaynattı. Anladı döneceğimizi hafif depresyona bağladı ya da bizim sendromumuz sirayet etti kendisine.
Dönüşümüz tam muhteşem oldu. Hali hazırda ayakları şişti diye sayesinde erken tatile çıktığımız bakıcımız dönemedi. İyileşemediği gibi yatağa bağlanmış, dönmeyi bırak iletişim bile kuramadım kendisiyle.
Dün sabah aradım, kardeşi çıktı, ablam hasta uyuyor dedi hala uyanamadı korkarım. Bende aramadım artık, zaten aylardır hastayım hastayım diye izin üstüne izin almış, çocuğumu güzel havalarda bile parka çıkarmamış bir bakıcıyla çalışıyor(d)um. Artık bir haber bile vermediğine göre kendisi gelmemeye karar vermiş olabilir. Ama ortada kalmış olmam gibi bir gerçeklik söz konusu oldu. Bir de anlamıyorum ben bu kadınları sürekli bir sahtekarlık, yok seni seviyorum, yok oğlunu oğlum gibi seviyorum yalanları bir anda gemi su almaya başlayınca ilk denize atılacakları arasındayız aslında. Almanya’da bir sevgilisi vardı ne zamandır çalışma, ben sana bakarım diyordu, o çeldi kafasını belki. O da başlarım böyle aşkın ızdırabına dedi. Ya da Allah korusun cidden başına bir şey geldi.
6 aylık periodlarla gelenekselleşen “bakıcı arama” zamanım yine gelmiş maalesef. Anneanneyi getirttik, kaçırmadan tutmaya çalışıyoruz bu süre içinde. Acırım acırım sürekli değişen yüzlerle muhatap olmak zorunda kalan oğluma acırım.

Sarımsak’ım, annesinin neşesi, aydınlık gülüşlü, yakışıklı bebesi dün 16 aylık oldun.
Seni çok seviyorum cümlesi sana olan hislerimi anlatmakta aciz.
Canımsın sen benim. Allah sana sağlık, sıhhat, mutluluk versin oğlum, gerisi gelir bir şekilde.

10 Mayıs 2011 Salı

Kendime

Yoğun bir hafta sonu geçirdik, oğlum birçok ilki bir arada yaşadı. İlk saç traşı, ilk nikah organizasyonu ve ilk doğum günü partisini bu hafta sonu gördü. Saç kesimi özellikle sancılı olmakla birlikte aşırı yakışıklı olduğunu söylemek isterim. Diğer organizasyonlarda beklenin üstünde bir performansla uyum sağladı diyebilirim.
Bu hafta sonu Bir anneler gününü daha bıraktım geride, 2. Anneler Günümü…
2009 Mayıs sonunda öğrendim ben sarımsağımın varlığını, hamileyken anneler günü yaşamadım ama varlığını öğrendiğim ilk günler bacaklarımı kıstırıp yürüyordum ona bir şey olmasın, orada kalsın, buyusun diye. Anneler günüm başlamıştı aslında.
Cumartesi günü 12 yaşında bir kızdan kolbastı dersi alıp, zıp zıp zıplayan ben, pazartesi günü bacaklarını kıstırıp yürüyecek kadar şuursuzca istedim sarımsağımı..
İlk günler kabuslar görürdüm, bardak kadar doğduğunu, ve ona bakamadığımı, yanlışlıkla zarar verdiğimi, bu sebepten psikologa gittim.
Psikologa dedim ki “Hamileyim, bebeğimi çok istiyorum ama çok mutsuz hissediyorum, hep kâbus görüyorum. Tüm yakınlarım bana haksızlık ediyor, kimse beni umursamıyor”. Psikolog dedi ki, “Şimdi gel duruma bakalım bu bebeği yeterince istiyor musun, yoksa aldırman mı gerekli”
Delirdim, ne demek aldırmak, yüce irade karşısında ben ve duygu durum bozukluklarımın ne önemi olabilir ki, bebek gelmeyi seçtiyse gelecek, ben kimim ki böyle bir kararı verebileyim. Üstelik zaten çok istiyorum bu bebeği, sadece kendimi kötü hissediyorum. Bu isteğe rağmen neden böyle hissediyorum anlam veremiyorum. O zaman doğurunca bana gel dedi psikolog kadın bu gelen ve dengeni bozan hormonların bir de geri dönüşü olacak o zaman yine bana ihtiyacın olacak.
Ve durumumu beni tatmin edecek kadar anlamamı sağladı. Anne tanımım; çok sorumluluk sahibi, mükemmeliyetçi, kendinden vazgeçmişçesine kendini çocuğa adayan bir kadın. Ben o rolü hissedip içimde, ağırlığı altında ezilip, o an ki yaşadığım benmerkezci ve rahat yaşam tarzımın içine yediremediğimden bu çelişkiyi yaşamışım gibi bir sonuç oluştu kafamda. (Şimdi oğlum 15 aylık artık o yaşam tarzına yedirdim, bir orta yol buldum çok daha rahat hissediyorum)
Hormonal akımlardan zaten zar zor dengede duran tüm sinir sistemim bozulsa da.. Hiç bir gece uyuyamasam da Allah biliyor ya her şeyden çok istedim yavrumu. İlk aylardaki duygusal hassasiyetleri saymazsak, çok rahat bir hamilelik geçirdim. Sıfır yan etki, hatta güzelleştim. Tüm fiziksel durumum iyiye gitti. Hamilelikten önce yüksek performans göstermeyen organlar bile tıkır tıkır işledi.
Canı tatlı biri olmama rağmen normal doğum istedim, kendimi şaşırtan bir performansla başarabildim. Normal doğumun en zor yani beklemek ve başaramama fobisi olmalı, gerisi geçiyor, unutuluyor. 24.01.2010'da anne oldum saat 21:48 ilk görüşte ask ve kulağımda çınlayan doktorun sesi 21:48
Hayatımın miladı.
Bir daha asla o saatten önceki kadın, çalışan, es, evlat, kardeş, abla olmayacağım ben artık oğlumun anasıyım ve yeni bir benim. Tüm ilişkilerimi bu yüksek mevkii ile temize çektim o saat itibariyle. Artık ben ilk sırada değilim dedim, onun sırası. İlk aylarda, onu daha tanımadan ve hissetmeden önce korkudan kabuslar yaşamamı sağlayan bu durumu, onu tanıyınca canı gönülden kabul ettim, başımla beraber.
2. Anneler Günümüz.. Oğlum kendi halinde bir lokum.. Birlikte onun küçük parmaklarıyla buraya bir kuş konmuş, bu tutmuş oynuyor, kıkırdıyoruz. Onun gülüşü, varlığı her gün anneler günü bana. Ne kadar gülebilirse, ne kadar mutluysa o kadar başarılıyım ben bu hayatta, en önemli performans göstergem. O güzel suratı, yaramazlıkları, huyu, suyu her şeyi sebebim. Tek duam oğlumun ihtiyacı devam ettiği surece onunla ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olmak.
Oğlumdan önce, eşime "seni çok seviyorum, insan anca doğurduğunu böyle sevebilir" derdim.. Büyük yalanmış, itiraf ettim geçenlerde. Doğurduğuna sevgin anlatılacak bir his değil.
Oğlumdan önce, geceleri dua ederken Allah’ım sevdiğim kimsenin acısını görmek istemiyorum, ilk beni al diye dua ederdim. Ne cahillik, her gece torunumu görmek için dua ediyorum şimdilerde. Oğlumun sayesinde kendimi, hayatı daha bir sevdim. Her şey çok daha anlamlandı.
Artık mutlu biriyim, eskiden mutlu muyum diye düşünürdüm. Mutluluk bir an meselesi ve oğlum içimi mutlukla dolduracak o kadar an yaratıyor ki, sadece izliyorum onu, oynarken, uyurken, seyrederken ve şükrediyorum. Her zaman inançlı biriydim ama şimdi o kadar çok şükrediyorum ve dua ediyorum ki.
Hayatimi sevgi, neşe ve ışıkla dolduran oğlum varlığın için hamd ediyorum.
Anneliği bana yaşattığın için, koşulsuz sevgiyi hissettirdiğin için.
İyi ki varsın lokumum. Anneler günüm kutlu olsun.

6 Mayıs 2011 Cuma

Benden, Senden, Bizden

Hıdırellez:
Dün gece Hıdırellez’di. En sevdiğim kutlamadır bahar kutlamaları hemen hemen her dinin, inancın bahar bayramını kutlamak, rituellerine katılmak isterim.
Ve en renklisi Hıdırellez. Çok inanırım uğruna. 2009 yılı Hıdırellez’inde Ahırkapı Şenliklerindeydik. Nasıl renkli, nasıl çalgılı, çengili şahane ortamdır o. Bu sene iptal edilmiş, çok üzüldüm.
2009 Mayıs’ta Ahırkapı’da bir karikatürcü vardı, parasız karikatür çizen biri. Ben ve eşim hemen sıraya girdik iki sn. sonra elimde beni pusetle, pusetin içinde eşim çizilmiş bir karikatür vardı. O ay sonu öğrendim Sarımsak'ımın varlığını.
Hem eğlence, coşku, hem mistik. Dileklerimi diledim google’dan göreseller ekledim el yazısı ile süsledim. Bir kutu içine yerleştirdim ve gül dalına yerleştirdim, sabah işe giderken geri aldım, haftasonu deniz yolcusu hadi bakalım hayırlısı.

Sarımsak:
Sarımsak’ım benim yakışıklı, süper tatlı meleğim duyguların en tatlısını öğreniyoru bugünlerde. “Sevgi”
Sıkıntılı bünye olmasına rağmen uykuya dalarken annesine sarılıyor, öpme amacıyla burnunu dişliyor. Yatakta sağa sola döne döne uyurken sırtını dizime yaslayıp, gıdıklandığı için kikirdiyor. O uyuyana kadar ben mest olmuş, mutluluk baygını oluyorum. Allah bozmasın.
Duygulardan kızgınlığı, öfkeyi göstermeyi öğrendiğinde de bu mutlulukla karşılarım umarım.

Sabah Mülakatı:
Bu sabah işe alım için 91 doğumlu dünya tatlısı bir çocukla görüştüm. Marjinal, toplumun kabul etmediği rollerden birine sahip, ama o kadar tatlı, lokum ki anlatamam. Gülünce içimi aydınlatan bir enerjiye sahip, kardeşim gibi. Seçtiği yolda uzun ve mutlu bir ömre sahip olsun, oldukça yetenekli ve kendiyle barışık. Tüm anaç duygularım ayaklanıyor bazen. Tüm anaların evlatlarını korumak, kollamak istiyorum. Bu kirli dünyada kirlenmemeleri hep böyle güzel kalmaları için elimden geleni yapmaya hazırım.

Tatil:
19 Mayıs haftası tatile gideceğim. Daha bahara gelemedi ama benim artık dayanacak gücüm kalmadı. Kış havası da olsa tatili çok hevesle ve mutlulukla bekliyorum. 15 aylık minnoşumla araba yolculuğu üzerine 6 gece 7 gün tatil. Sevdiklerimiz yanımızda tek dileğim sağlıkla gidip, sağlıkla gelmek gerisi zaten olur.

2. Çocuk:
Ciddi ciddi ikinci bebeğim olsun, hatta kız olsun şeklinde bir hissim var. Birinciyle kafayı çizmiş, şaşırmış afallamış ve aslında anne olmak için doğmamış görünen, anne olduktan sonra tüm ilgiyi, sevgiyi çocuğa kanalize eden bir kadınım.
Koncişim ikinci çocuğa çok uzak, her fırsatta beni kırmadan dile getiriyor. Bir bunu büyütelim, daha bunu yedirmeyi başaramadık, ben yorgunum alt mesajlı cümleler kuruyor. Haksız mı, asla çok haklı. Düşününce böyle bir hissim olması delice. Ama bazı şeyleri mantıkla açıklamaya çalışmıyorum.
Neyse dün 2013 Ağustos Sonuna “2. Çocuk çalışmaya başlama tarihi” konulu meeting request attım, eşime. Tentative’i seçip cevaplamış, şimdiki çabam Accept ettirmek. 2013’e daha çok var belki de başarırım. Hayırlısı olsun artık.


Güncel:
Sabah evden çıkarken TV'de sabah haberleri vardı. Hıncal Uluç, bir üniversitede konuşma yapmak üzere gitmiş. Ama kimse unutmamış terbiysizliğini, kızlar öyle güzel protesto ettiler, öyle coşku dolu, heyecanla anlattılar dertlerini ve konuştumadılar ki sweetheart!ı çok mutlu oldum. Gençlikten çok umutluyum, gençleri çok seviyorum. Heyecandan boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. Gördüm ki hala kötü insanlara, iyi insanlar arasında yer yok.