26 Nisan 2011 Salı

Sarımsak 15 Aylık

Sevgili Günnük..

Oğlum 15 aylık oldu.
Bu sabah bana koşa koşa sarıldı. Artık her şeyi anlıyor gibi geliyor bana. Bir yaş milatmış, yeni akıllı bıdığıma hala şaşırıyorum. Her şeyi anlamasına hayret içinde bakıyorum. Anladığı için bazı korkuları hızlıca yeneceğimizi düşünmeye başladım. Tüm yaptıklarımı olayları uzun uzun anlatıyorum. Burun spreylerinden çok rahatsız oluyordu, şimdi yine rahatsız ama kaçmıyor uslu uslu sıkmamı bekliyor. Dur oğlum hiçbir şey olmayacak diyorum, duruyor. Bana inanılmaz bir sorumluluk yüklüyor onun bu hali. Asla güvenini suistimal etmemeye çalışıyorum.
Eve geliş saatim 17:30 her akşam. Oğlum, o saatlerde asansör sesi dinlemeye başlıyor, kulağı kapıda. Bir çok gün kapıyı açtırıyor ben daha gelmeden, kapıda karşılıyor beni.
Asla eve geç kalmamaya çalışıyorum, eğer o gün eve geç kalacaksam mutlaka arayıp, anlatıyorum telefonda.
Telefonla konuşmamız yeni. Yaramazlık yaptığı bir gün telefonu kulağına verdirip, tatlı tatlı konuştuğumdan ve bana cevap verdiğinden beri haftada 2-3 kez konuşmaya başladık. Ben ona onu çok sevdiğimi anlatıyorum o da bana tatlı sesler ve efektlerle cevap veriyor. “Annii” diyor bazen, daha sıklıkla “Baba” diyor. “Mama”, “Abba” söylediği diğer kelimeler arasında. Bazen uzun uzun dudakları öne doğru “Huvvv” diyor. Geçen hafta “Gok” demeye başladı. Arka arkaya defalarca gok gok gok. Doktor randevumuz vardı 22 Nisan Cuma günü Boy 80 cm, Kilo 9,49 kg olmuş. İlk lolipopunu yaladı, bir de bu hafta uzattığım salata suyu dolu kaşığın tadına baktı. Lolipop’u sevdi, salata suyu için klasik iğrenme ifadesini yaptı.
İki gündür yatağında uyumamaya çalışıyor oda içinde yatağın yerini değiştirdim, yadırgadı.


Geçen hafta tatlı annelerden oluşan bir grupla kıpraştık. Sosyal aktivemden önce bileğime dövme yaptırma cesaretini gösterdim.

Dövme olarak hayatımın en önemli buluşması, hayatımın en büyük dönüm noktasının saatini bileğime yazdırdım. Yaklaşık 5 cm.’lik bir dövme.
Görenler dövmeye göre çok büyük diyor ama kalbimdeki ve hayatımdaki yeri o kadar büyük ki o saatin 5 cm. çok mu şeklinde karşılıyorum yorumları.

Hastalık hastası, anksiyete sahibi bünye, hayatının en zor fiziksel zorluğunu bitirdi o saatte.
Minik bir mücevher çıktı, başarabilecek miyim, her şey yolunda mı endişelerinin sonu.
Sarımsak doğdu.
Annesi mucizesine bakarak her şeyi unutup,kafasından apgar testi yaparken,
Doktor onu çıkarır çıkarmaz saate bakıp 21:48 dedi.
Tüm duygular, rahatlama, mutluluk, bir mucizeye tanık olma, hayatın birden bire hiç umulmadık netlikte değişmesi, her türlü önceliğin geri planda kaldığı en değerlime kavuşma anı.
Kalbime kazındı o an.
Ruhuma kazındı.
Bileğime 5 cm yazdırmışım ne ki…

19 Nisan 2011 Salı

15 Nisan 2011 Cuma

10 Adımda Hayatı Felç Edecek Şekilde Kafayı Doldurma Rehberi

·         Adaptasyon konusunda zorlandığını bile bile sürekli değişiklik peşinde koş.
Böylelikle hep sürekli bir adaptasyon sıkıntısı çekebilirsin. Hem de geçişlerdeki belirsizliğin koyu dehlizlerine dalabilirsin.

·         Çabucak hayal kırıklığına uğradığını bile bile sürekli olumlu adımlar atmaya çalış ve hemen işe yarayacağına dair umuda kapıl. Hayal kırıklığın çok güçlenecektir.

·         Pimpirikli olduğunu bile bile rahat bir insan gibi davranmaya çalış. Böylelikle rahat insanlar gibi davranırken arka planda beynin sürekli endişe üretebilir.

·         Duygusal ve kolay incinen biriysen, mutlaka umursamaz görün, neşe ile boğ dertleri. İnsanlar senin üstüne hep daha fazla ve rahat gelebilsinler.

·         Kanaatkar olma. Hep komşunun tavuğu sana kaz görünsün. Site içinde otururken mahalle arası oturmayı özle, mahalle arasına taşındığında orada çocuk büyütmenin zorluklarına odaklan.

·         Hep güçlü dur, seni kırabildiklerinde karşındakiler zafer kazanmış duygusu yaşasın.

·         Kendinle ilgili tüm gerekli işleri ertele. Dişçi, kulak-burun-boğaz doktoru randevularını hiç alma. Acil durumda nasılsa gidersin.

·         Bakım olayını bırak, zaten vakit mi var. Biraz bakımsız dolaşmaktan kimseye zarar gelmez de ama içten içten hep bakımsızlığına yan.

·         Hep sonrayı düşün, içinde bulunduğun hayatla ve kısıtlı hayal gücünle ilerisini planlamaya çalış. Hayatı, kaderi hiçbir plana dahil etme. Sıklıkla umutsuzluğa kapılman işten bile değil.

·         Tevekkülü bil ama asla yapama. Dünya senden ve senin çevrenden ibaret san. Kendi kendini kapana kıstırmak için daha iyi bir şey yoktur.

13 Nisan 2011 Çarşamba

Çarşafa dolanan Çarşamba

Bugünlerde düşüncelerim, serseri bir kuş gibi ordan oraya uçuşuyorum.
İşe gidip geliyorum, henüz gerçekleşmemiş kariyer değişimim, mevcut durumda stand by konumuna geçirdi beni.
Belirsizlik ve bekleyişi normalde çıldırtıcı bulmam gerekirken kendi normallerimden çok daha sakince bekliyorum hatta beklemiyorum bile.
Olursa olur, olmazsa olmaz gibi bir rahatlık geldi üzerime.
Her sabah güne oğlumu mıncıklayarak başlıyorum. Her sabah yüksek bir enerji ile yatakta boğuşuyoruz, öpüp, kokluyorum, bol bol kıkırdıyoruz.
Sanki tüm günleri, geceleri bu sabahki cennet seanslarım için yaşıyorum. Yeryüzündeki cennet anlarım, onun o uyku mahmuru yüzünde gülücükler görmek.
Tüm gün aklımda kalan tek şey oğlumun yaptıklarını kaydetmek, beynime, deftere, oraya buraya. "Fişi korumalı prize taktı, ayakkabıları ayağına giymeye çalıştı, güneş gözlüğünü takınca kendini beğeniyor, sabah eşek dedim bana ters ters baktı" gibi binlerce anneye heyecan vermiş, dünya için küçük benim için büyük heyecanların sihirindeyim.
Geri kalan her şey öyle boş, öyle soyut ki bu gerçeklikten kopma hali, sadece anı yaşama hiçbir şeyi önemsememe durumunu düşündüğümde ürküyorum kendimden.
Sadece kendimden değil, hayattan her şeyden vazgeçip, çocuğa bağımlı bir yetişkin görüyorum kendime baktığımda.
Sağlıklı bulmuyorum marazi bir aşk duyduğumu düşünüp ne yapsam düzelsem diyorum.
Neden bu kadar kafayı yedim, buldumcuk oldum ben oğlumdan sonra hiç bilmiyorum.
Annem, ben bir ergenken Fulya, “hiç ayarın yok her ne yapıyorsan hep en uç noktasında yapıyorsun” derdi.
Şimdi daha iyi anlıyorum ne demek istediğini gerçekten abartıyorum gibi geliyor ama içimden gelen bu hissi nasıl engelleyebilirim ki. İş yerinde bir arkadaşım senin LH hormonun fazla gelmiş diyor. Arpan fazla gelmiş der gibi.
Hep çocuğundan bahseden, sadece onun dakikalarına adapte yaşayan biriyim.
Toplum bu rolü kabullenip, yüceltiyor olsa da yine de marazi durumun farkına varıyorum.
Evladına düşkün anne rolü iyi hoşta bu çocuk şımarırsa, sorumsuz olursa ne yapacağım ben.
Kendi ayakları üzerinde dursun isterken bazı yaptıklarımla bunu engelleyeceğimi düşünüp, endişeleniyorum.
Zaten sadece bunları düşünüp, başka hiçbir şeyi düşünmemekse en korkuncu.

Eşim, benim çok sevdiğim, bana kendimden başka birini sevmeyi öğreten, en yakın arkadaşım, hayatta birlikte zaman geçirmeyi en sevdiğim insan var ya, ne oldu ona.
O hala duruyor ama ben onu ne kadar düşünüyorum. Ne kadar onun için, bizim için bir şeyler yapıyorum. Cevap ürkütücü, koskoca bir HİÇ.
Adamcağız grip olmuş, aman çocuğa bulaşmasın.
Böbrek taşı düşürüyor, deli gibi sancı çekiyor, aman onu acile bıraktığımızda trafikte tek başına oğlum arka koltukta sıkılmasın, öğle yemeğini kaçırmasın.
Akşamları oğlanı uyuttuktan sonra az biraz sohbet ediyoruz, üzerine o iş yapmaya başlıyor bense ipad kurcalayıp, boş boş dizilere bakıyorum, uyuyalım sabah saatleri gelsin diye zaman dolduruyorum.
Aman ne saadet!
Kocamı özledim hem de çok. Artık üzerimizdeki ölü toprağını silkelemek istiyorum ama baş belası tembel biriyim, popomu kaldırmıyorum.
Bir mucize bekliyorum bunun için, belki de bir çok şey için.

İş hayatı desen dediğim gibi stand by’da zaten hiç hırslı biri değildim. İyice serdim. Mücadele sıfır, motivasyon sıfır. Ezbere yaptığım şeyleri yürütüyorum.
Bir katma değer var mı dersen, varlığım yeter havasındayım.
Bu arada titiz çalışan, mükemmeliyetçi bir yapım var, bu halim potansiyelimi bilip, beklentisini yüksek tutan yöneticilerim için sinir bozucu olsa da hali hazırda yaptığım işi iyi yapıyor olmam nedeniyle çok bulaşmıyorlar, şükür. Bir de gideceğim başka bir bölüme demişliğim var, o yüzden beni gözden çıkardılar hafiften. Gideceğim lafı bir kere çıktı mı, gitmesen de eğretisin olduğun yerde.

Ailem, annem, kardeşim, ablam. Son zamanlarda sadece canım sıkkınken, işim düşerken aradığım canımın parçaları. Hayatlar değişince ilişkiler nasıl da değişiyor. Paralel ama birbirine değmeden uzayıp gidiyor zamanlar. Çocuklar büyüse, kendi hayatları olsa huzurlu yaşını başını almış olgun insanlar daha çok vakit geçirsek, daha çok paylaşsak.

Sahi bir de vakit meselesi var. Ne kadar vaktim var biliyor muyum?
Her şeyi  için uygun vaktim olacak mı? Umarım en azından ana tatmin alanlarım eş ve aile için uygun vakitlerim hep olur.
Serseri kuş gibi düşünceler, ordan oraya uçuşuyor.

Bu yazı başlarken konu aslında sadece "evlilikte romantizm mi, cinsellik mi?" sorusunun bence bir cevabı olacaktı. Dikkat ettim de sıra oraya bile gelmemiş.
Düşünün işte. Biri bir el atsın. Bana gereken ilham verici, harekete geçirici şifai cümleyi kursun istiyorum.

6 Nisan 2011 Çarşamba

Hayat Bildiği Gibi Gelsin

Hava buz, insanın içinden ne yazmak geliyor, ne çalışmak.
Bu kadar soğuk olması yavaş yavaş kabak tadı vermeye başladı.
Hafta sonu baharlıkları çıkarmış bir insan olarak erken mi yaptım bu işi diye düşünmeye başladım.

Lokum oğlum, yemek yememe konusunda yeni taktikler geliştirdi. Akşam az yediği günün, ertesi günü bile sabah kahvaltısını gördüğünde öğürmeye başlıyor. Sanıyorum oyun gibi, yeni keşfetti. Baştaki öğürmelerin bir zararı olmasa da sonlara doğru mide doldukça risk artıyor ve bazen istenmeyen sonu yaşıyoruz.
Tepki vermemeyi deniyoruz şimdilik ama çocuğumun yemek problemi düzelmedikçe bende içten içten “ben ne yaptım da böyle oldu” psikolojisine girip, kendime yükleniyorum.

İş konusunda yeni yerime henüz geçemedim bir belirsizlik sözkonusu. Ne zaman geçeceğime dair bir şey söylemiyor yöneticilerim. Yeni işim, beni çok heyecanlandırıyor ama belirsiz kısımlar yüzünden bu heyecanı da doyasıya yaşayamıyorum. 2,5 yıldır eski poziyonumdayım ve şirket kurulduğundan beri aynı işi yapıyorum bir şirket, departman ve bölümün kuruluşunda olmak ufak tefek bir sürü işi, iş olduğunu bile farketmeden gözüm kapalı yapmam anlamına geliyor. Bu yüzden iş devretmek, yeni yere geçmekte kolay değil. Yöneticiler, benim eski pozisyonuma hangi yetkinlikte birini alacaklarına bile karar veremediler henüz.
Her seçim, bir vazgeçiş. Allah hiçbir zaman eskiyi aratmasın diyorum.

Yani havalar gibi benim de durumum.
Tam bahar geldi, yaz geldi diyorum bir bakıyorum hava derecesi düşüyor, bulutlar üşüşüyor.
Fani canlılar olarak bir ertesi günü öngöremeden birbirine benzer geçen günleri yaşıyoruz.

Günün şarkısı tüm bulutlu ruh hallerine gelsin.

1 Nisan 2011 Cuma

Lustral Günlükleri II

29.03.2011 09:00 Tam doz
Sabah – Öğlen:
Hiçbir yan etkiye rastlayamadım, hayırdır inşallah.
Deli uykum var.
Hiç iş yapasım yok. (belki bahardandır)
Öğlen, Eren kusmuş, üzüldüm.
Öğleden Sonra:
Toplantıya girdim, çıktım allanmışım yine.
Akşam:
Eve gittim, ev dandini oğlum keyifsiz, aldım parka çıktık, kadına kızdım
(kızma durumu gayet canlı yoksa ilaç işe yaramıyor mu?)
Babamız geldi, ikimizde keyiflendik oynadık parkta oğluşla.
Gece:
Bir de gece 02:17 – 04:00 arası nöbet vardı.

30.03.2011 09:13 Tam doz
Sabah:
Mutlu, neşeli, tatlı dilli, pozitifim (hayırdır)
Öğlen:
İyiyim aslında ama kafamda bir ağırlık var.
Açlığa bağlı tansiyon oynaması mı?
Bir yemek yiyeyim önümüze bakalım.
Yemek yedim, iyiyim öğle uykusuna yatsam tam süper olacak.
Eğitim vermem lazım uyanırım birazdan..
14:00 oğlumla konuştum, aşk sarhoşuyum.
Miss gibi akşam ve gece geçirdik..
Bir yarım saatliğine uyandım o kadar..

31.03.2011 09:02 Tam doz
Sabah:
Ani bir kariyer değişikliği kararı verdim.
Ağzımdan çıkmış bulundu, düşünmemiştim.
Bu ilacın yan etkisi değildir, cesaret diyorum
Belki de 5 yıllık İnsan Kaynakları hayatım son bulacak ve E-business’e merhaba diyeceğim.
Du bakalım hayırlısı J
Gece misler gibi uyudum…

Bence bu ilacın yan etkisi falan kalmadı bende.
Alıştım, bu yazıyı da amacından farklı bir günlüğe dönüştürmüş görünüyorum.
İyisi mi kendimi rahat bırakayım.
İlaca bağlı etkiler genelde olumlu görünüyor.
Bırakma aşamasını ve olumsuz etkileri olursa onlardan devam ederim.
14 gün diyorlardı ama daha çabuk alıştı sanırım bünyem.