Sayfalar

10 Haziran 2011 Cuma

Düzen/siz

Son 3 haftanın hengamesi ve yorgunluğu yavaş yavaş yerini yeni düzene bırakıyor evde.
Yeni evimiz daha bir ferah ve insanlarla iç içe, iyi geldi bize.
Oğlum iki gündür daha güler yüzlü, ben sabahları giderken el sallıyor bana huzurla.
Akşamları yine beraber uyuyoruz ağlamadan, bir o yana, bir bu yana devrilerek, sarılarak, öpüşerek.
Her akşam biraz her şey rayında kalsın, değişkenler; bir dönem en azından sabitlensin diye dua ediyorum.
3 hafta üzerimden dev damperli kamyon gibi geçti. Annemi küstürdüm, eşimin teyzesini küstürdüm. Çok yoruldum zihnen. Hatta o kadar yoruldum ki hafıza problemleri ile uğraşmaya başladım.
Mamut hafızasına sahip ben, ajandasız çalışmakla övünen ben, işleri unutmasam da sosyallik amaçlı yapılan sohbetleri unutuyorum. Unutmakla kalmıyor beynimden siliyorum. İki olay yaşadım ve kendimden ürktüm. Cumartesi günü kendime baktırmaya karar verdim. Memory Center diye bir yere gidip 3 saat beynimi inceletmeyi düşünüyorum.

Yabancı bir kadınla nasıl yaşarız, eve yabancı bir kadın sokarsak rahatsız oluruz gibi bizi yaklaşık 1,5 yıldır engelleyen ön yargılarımızı daha büyük sayesinde yıkıyoruz.
Hatta yemek hazırlamamak, toplamamak, ev işi yapmamak gibi artılarla evimizdeki yabancı kadın artık yabancı gelmiyor.
Yemek yiyoruz, yemek bitiyor, hoop kadın kalkıp masayı toplamaya başlıyor karı-koca amelasyon ruhumuzdan vazgeçemediğimizden ısrarla yardım etmeye çalışıyoruz, bizi engelliyor.
Yani bir konfor, bir züppelik çok fenayım desem yeridir.

Oğlum büyüyor. Artık çok akıllı ve kontrollü hareketleri. Her şeyi biliyor, anlıyor ama sanki konuşmadığı için anlamayan biziz gibi hissediyorum.
Yemek düzeni, uyku düzeni bakıcı sirkülasyonu nedeniyle aniden değişti. Uykusunu teke düşürdü. Tek uyku 3 saatse sorun yok ama 1,5 saatse akşam huysuzluk nöbetleri geçiriyor.
Meyve olayını tamamen bitirdi. Fakat çok ilginç bir şekilde bisküvi talep ediyor, yiyor. Yemesi değil de istemesi beni zevkten öldürüyor. Bisküviye ve ekmeğe başladı nihayet hala yeni tatlara alışık değil ama çok umut vaat edici bir gelişme oldu bizim açımızdan. Geçen hafta öğlen mamasını yedirirken elini uzattı, kaşığı beraber tuttuk ve ağzına götürdü. Aferin oğlum dedikçe gülümseyerek tekrar etti içinde mama olan kaşığı kendi rızasıyla ağzına soktu. Bu yemeyen bebek anneleri için o kadar büyük mucize ki şimdi okurlarsa beni en iyi onlar anlayacaklar.
Yani oğlum bazen huysuz, bazen lokum. Bu sefer annesi izin alamadığı için değişik kadınlarla yeni düzenini kendi kurmaya çalışan olgun bir bebek o. Popişinde makata doğru minik bir sivilce çıkmış. İyileşmezse haftasonu doktora gideceğiz.
Hafta sonu işimiz çok ama ondan sonra biraz rahatlayacak hayatımız diye umuyorum.

Bu akşam koncişimin, hayatımın, çekirdek ailemin reisinin doğum günü. Akşama misafirlerimiz var, çok şahane bir pasta yaptırdım ona. Hayatımız düzene oturdukça, üzerimizdeki yük kalktıkça, aşkımızın tozu, pası siliniyor sanki.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Değişik Bir Bakıcı Sorunu

Geçen hafta Perşembe günü ani bir telefon görüşmesi sonucu deneme maksatlı eve bir Gürcü bakıcı getirmiştim. Bir iş arkadaşımın kadının, arkadaşı. Güvenilir, temiz dediler.
Sabah “Tanrım, beni kullarına oyuncak mı yarattın” modundayken biraz daha açıldı depresyonumun koyu rengi. Annem arızaya geçmişti, Gürcü bakıcının gelişiyle ilk işi kaçmak oldu.
İlk gününden oğlumla kızı yalnız bırakmayayım diye eşimin teyzesi ve annesi geldiler Cuma günü. Yani gelen giden keşmekeş, tam tımarhane idi ev. İşten çıkıyorum ayaklarım eve geri geri gidiyor.
Kafamdaki tek hayal; oğlumu alıp, Şile tarafında bir otele mi yerleşsem biraz dinlensemdi.

Neyse kızın adı Liya, 40 yaşında boşanmış ve çocuksuz iki ablası var biri Gürcistan’da, diğeri burada çalışıyor. İyi bir kıza benziyor. Hafif asık suratlı, neşesiz bir yapısı olmakla birlikte Sarımsağımla beraberken güler yüzlü. Başta bu gamlı baykuş halinden çok endişelenmiştim. Şimdi çocukla güleryüzlü olduğunu düşünüp, nispeten rahatım. Cumartesi evin kalabalığını alıp, kızı evde yalnız bıraktık evi temizlesin diye. Çekirdek ailemle baş başa gezdik tüm gün aman bir iyi geldi, bir iyi geldi ki… Tabi her güzel şeyin bir sonu var, Pazar günü evdeydik.
Ben ciddi bir loğusa bunalımına girdim oğlumu yeni bakıcıyla bırakacağımı düşündükçe. Nasıl mutsuzum, nasıl rahatsızım. O Pazartesi geçti ya her gün geçer diye düşünüyorum şimdi.
Yeni işimde ilk gündü Pazartesi. Yeni iş arkadaşlarım yanımda, dakikada bir gözüm evdeki kamerada. Yeni bakıcıyla birlikte acil bir taşınma ihtiyacı hasıl oldu. Ev 2+1 kadın, çocukla aynı odada. Eskiden oğlum mıklasa odaya dalardım şimdi o rahatlığım yok, hem oğluşum sabah uyanır yataktan ben onu alana kadar keyif yapardı şimdi o da yok, akşam birlikte uyur, birlikte oynardık şu an çok kalabalığız. Aynı siteden ışık hızında 3+1 kiraladık. Bu hafta sonu taşınmayı planlıyoruz. Etti mi sana 3 YENİ. İŞ, EV, BAKICI.
Benim adaptasyon olayım yerlerde, cinnetime çeyrek var diye hissederken. Eşimin gün içinde arayıp, koli bul, nakliyeci ara, dolapçı ara istekleri de tavan yaptı. Hele dün sabah berbattı işe gelirken lastiğim patladı. Ama koli bulmak gibi önemli bir misyona sahibim. Elbise var üzerimde. İşyerinde bir arkadaştan lastikçiye gitmesini rica ettim, Allahtan kabul etti. Bu arada yeni ekiple aynı odadayız ve ortak çalışıyoruz. Odada cam yok. Arkadaş ben toplantıdayken lastiklerin çok eski, değiştirteyim dedi. Bende değiştirt dedim. Bunu öğrenen sevgili eşim bu hengamede bir de bu sebepten azarladı beni. Nasıl kaçasım var anlatamam. Berbat günün ardından eve geldim ama sinirler artık laçkalaşmış, çok üzgünüm. Bir beş dakika neden bu kadar üzgünüm diye düşündüm. Gerçek kabak gibi ortada “OĞLUMU ÖZLEDİM BEN” bunu bir kere sesli söyleyince, evde ortalık yerde maalesef oğlum bile salondayken, bakıcı ve eşimin teyzesinin yanında hıçkıra hıçkıra bir ağlama krizine girdim.

Oğlumu özlüyorum, kıskanıyorum, zor alışıyorum, birlikte yatmanızı istemiyorum arka arkaya kıza bunları ağlamamın arasında söyledim. İmaj yerle bir. Çocuksun sen neden evlendin dedi Liya bana J o derece acınaklı bir durumdayım. Oğlumu yıkadım, uyuttum, erkenden yattım. Sabah kadıncağız korkusundan sarımsakım uyanır uyanmaz getirdi kucağıma. Öptüm, kokladım lokumumu. Yeni eve geçince ben yatacağım oğlumla diyorum bir yandan gülüyorlar benim bu acziyetime, bağımlılığıma. Bu arada oğlan bana gelmemek 5 günlük kadınla kalmak için ağladı, eşek sıpası. Tam serseri erkek çocuğu dakikasına sattı. Zorla, kandırarak yanımda tuttum biraz daha sıkıştırdım. İşe geldim. İki gündür de arkamdan el sallıyor. Hem seviniyorum, hem özlediğim için üzülüyorum.
Tam delilik. Doktora gitsem ne yapacak, zaten deli hapı kullanan biriyim. İnşallah biraz düzene otursun, her şey sakinlesin bende düzelirim.
Liya’da bozulmaz umarım 4. Bakıcımız, yoruldum.

Diğeri de aradı dün. Hala hastaymış. Borcum var dedi, helal ettim.
Hasta hasta yakasına da yapışılmaz, hayatımın içine mıçtı ama kadın ne yapsın ister miydi hasta olmak diye empati kanallarımı zorluyorum.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Cennetten Düşmek

Arkadaşım, bilsen cennetten düşeceğini o elmayı yer misin? Yemezsin..

Neyse milyarlarca yıl geçiyor medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarın geldiği son nokta; cehennemi dünyada yaşatıp, cenneti yılda iki kere vaat ediyor beyaz yakalı çalışan fanilere.
Biz geçen hafta ilk cennet haftamızı yaşadık, uzatmaları oynayan bir kış mevsiminin sonuydu. Cennetimize, yaz gelmiş adı gibi Ilıca(k).
Bir hafta anne-baba-sarımsak kıkırdayarak uyuduk, gülüşerek uyandık, mamalar her zamanki gibi zor yendi ama ben artık takmamayı öğrendim.
Bu takmama tatil rehavetinden mi dir yoksa artık her şeyi anlayan ve isteyebilen oğlumun kendi için yeterli gördüğü besine saygımdan mı ileri geliyor bilemedim.
Çok olumlu etkileri oldu tatilin, dinlendik desem yalan olur zira yanımızda kurmalı bir bebek vardı, sabah uyandığından akşam yatana kadar her yere girip çıkan, elimizi tutmayı reddeden, merdiven tırmanıp inerken düşen bir lokum.
Ama ruhen dinlendik. Çok güzel koşturmalar bunlar sözü anlam kazandı bende.
Oğlum, sitenin parkında eteğimden ayrılmaya oğlum, tatilde bir cesaret neredeyse bizi bırakıp ayrı oda tutacak kıvama geldi.
Oğlumun iştah probleminin sebebini anladım biraz. Aşırı titizlik esas sorunumuz. Kuma asla oturmadı, suya değip, soğuk olduğunu anlayınca çok ağladı.
Ama yemekleri elleyemediğini keşfedip, bisküvi ( püskevit), grisini, ekmek gibi şeyler verebildim ilk defa eline, reddetmedi. (Survivor Taner Kafası: Hım mutluyum, hımm gururluyum, hımmm oh yeahh)

Bu arada, bana mutluluğun resmini çeker misin Abidin?
Tabii her güzel olayın bir sonu var. Tatilin son günü oğlan su kaynattı. Anladı döneceğimizi hafif depresyona bağladı ya da bizim sendromumuz sirayet etti kendisine.
Dönüşümüz tam muhteşem oldu. Hali hazırda ayakları şişti diye sayesinde erken tatile çıktığımız bakıcımız dönemedi. İyileşemediği gibi yatağa bağlanmış, dönmeyi bırak iletişim bile kuramadım kendisiyle.
Dün sabah aradım, kardeşi çıktı, ablam hasta uyuyor dedi hala uyanamadı korkarım. Bende aramadım artık, zaten aylardır hastayım hastayım diye izin üstüne izin almış, çocuğumu güzel havalarda bile parka çıkarmamış bir bakıcıyla çalışıyor(d)um. Artık bir haber bile vermediğine göre kendisi gelmemeye karar vermiş olabilir. Ama ortada kalmış olmam gibi bir gerçeklik söz konusu oldu. Bir de anlamıyorum ben bu kadınları sürekli bir sahtekarlık, yok seni seviyorum, yok oğlunu oğlum gibi seviyorum yalanları bir anda gemi su almaya başlayınca ilk denize atılacakları arasındayız aslında. Almanya’da bir sevgilisi vardı ne zamandır çalışma, ben sana bakarım diyordu, o çeldi kafasını belki. O da başlarım böyle aşkın ızdırabına dedi. Ya da Allah korusun cidden başına bir şey geldi.
6 aylık periodlarla gelenekselleşen “bakıcı arama” zamanım yine gelmiş maalesef. Anneanneyi getirttik, kaçırmadan tutmaya çalışıyoruz bu süre içinde. Acırım acırım sürekli değişen yüzlerle muhatap olmak zorunda kalan oğluma acırım.

Sarımsak’ım, annesinin neşesi, aydınlık gülüşlü, yakışıklı bebesi dün 16 aylık oldun.
Seni çok seviyorum cümlesi sana olan hislerimi anlatmakta aciz.
Canımsın sen benim. Allah sana sağlık, sıhhat, mutluluk versin oğlum, gerisi gelir bir şekilde.

10 Mayıs 2011 Salı

Kendime

Yoğun bir hafta sonu geçirdik, oğlum birçok ilki bir arada yaşadı. İlk saç traşı, ilk nikah organizasyonu ve ilk doğum günü partisini bu hafta sonu gördü. Saç kesimi özellikle sancılı olmakla birlikte aşırı yakışıklı olduğunu söylemek isterim. Diğer organizasyonlarda beklenin üstünde bir performansla uyum sağladı diyebilirim.
Bu hafta sonu Bir anneler gününü daha bıraktım geride, 2. Anneler Günümü…
2009 Mayıs sonunda öğrendim ben sarımsağımın varlığını, hamileyken anneler günü yaşamadım ama varlığını öğrendiğim ilk günler bacaklarımı kıstırıp yürüyordum ona bir şey olmasın, orada kalsın, buyusun diye. Anneler günüm başlamıştı aslında.
Cumartesi günü 12 yaşında bir kızdan kolbastı dersi alıp, zıp zıp zıplayan ben, pazartesi günü bacaklarını kıstırıp yürüyecek kadar şuursuzca istedim sarımsağımı..
İlk günler kabuslar görürdüm, bardak kadar doğduğunu, ve ona bakamadığımı, yanlışlıkla zarar verdiğimi, bu sebepten psikologa gittim.
Psikologa dedim ki “Hamileyim, bebeğimi çok istiyorum ama çok mutsuz hissediyorum, hep kâbus görüyorum. Tüm yakınlarım bana haksızlık ediyor, kimse beni umursamıyor”. Psikolog dedi ki, “Şimdi gel duruma bakalım bu bebeği yeterince istiyor musun, yoksa aldırman mı gerekli”
Delirdim, ne demek aldırmak, yüce irade karşısında ben ve duygu durum bozukluklarımın ne önemi olabilir ki, bebek gelmeyi seçtiyse gelecek, ben kimim ki böyle bir kararı verebileyim. Üstelik zaten çok istiyorum bu bebeği, sadece kendimi kötü hissediyorum. Bu isteğe rağmen neden böyle hissediyorum anlam veremiyorum. O zaman doğurunca bana gel dedi psikolog kadın bu gelen ve dengeni bozan hormonların bir de geri dönüşü olacak o zaman yine bana ihtiyacın olacak.
Ve durumumu beni tatmin edecek kadar anlamamı sağladı. Anne tanımım; çok sorumluluk sahibi, mükemmeliyetçi, kendinden vazgeçmişçesine kendini çocuğa adayan bir kadın. Ben o rolü hissedip içimde, ağırlığı altında ezilip, o an ki yaşadığım benmerkezci ve rahat yaşam tarzımın içine yediremediğimden bu çelişkiyi yaşamışım gibi bir sonuç oluştu kafamda. (Şimdi oğlum 15 aylık artık o yaşam tarzına yedirdim, bir orta yol buldum çok daha rahat hissediyorum)
Hormonal akımlardan zaten zar zor dengede duran tüm sinir sistemim bozulsa da.. Hiç bir gece uyuyamasam da Allah biliyor ya her şeyden çok istedim yavrumu. İlk aylardaki duygusal hassasiyetleri saymazsak, çok rahat bir hamilelik geçirdim. Sıfır yan etki, hatta güzelleştim. Tüm fiziksel durumum iyiye gitti. Hamilelikten önce yüksek performans göstermeyen organlar bile tıkır tıkır işledi.
Canı tatlı biri olmama rağmen normal doğum istedim, kendimi şaşırtan bir performansla başarabildim. Normal doğumun en zor yani beklemek ve başaramama fobisi olmalı, gerisi geçiyor, unutuluyor. 24.01.2010'da anne oldum saat 21:48 ilk görüşte ask ve kulağımda çınlayan doktorun sesi 21:48
Hayatımın miladı.
Bir daha asla o saatten önceki kadın, çalışan, es, evlat, kardeş, abla olmayacağım ben artık oğlumun anasıyım ve yeni bir benim. Tüm ilişkilerimi bu yüksek mevkii ile temize çektim o saat itibariyle. Artık ben ilk sırada değilim dedim, onun sırası. İlk aylarda, onu daha tanımadan ve hissetmeden önce korkudan kabuslar yaşamamı sağlayan bu durumu, onu tanıyınca canı gönülden kabul ettim, başımla beraber.
2. Anneler Günümüz.. Oğlum kendi halinde bir lokum.. Birlikte onun küçük parmaklarıyla buraya bir kuş konmuş, bu tutmuş oynuyor, kıkırdıyoruz. Onun gülüşü, varlığı her gün anneler günü bana. Ne kadar gülebilirse, ne kadar mutluysa o kadar başarılıyım ben bu hayatta, en önemli performans göstergem. O güzel suratı, yaramazlıkları, huyu, suyu her şeyi sebebim. Tek duam oğlumun ihtiyacı devam ettiği surece onunla ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olmak.
Oğlumdan önce, eşime "seni çok seviyorum, insan anca doğurduğunu böyle sevebilir" derdim.. Büyük yalanmış, itiraf ettim geçenlerde. Doğurduğuna sevgin anlatılacak bir his değil.
Oğlumdan önce, geceleri dua ederken Allah’ım sevdiğim kimsenin acısını görmek istemiyorum, ilk beni al diye dua ederdim. Ne cahillik, her gece torunumu görmek için dua ediyorum şimdilerde. Oğlumun sayesinde kendimi, hayatı daha bir sevdim. Her şey çok daha anlamlandı.
Artık mutlu biriyim, eskiden mutlu muyum diye düşünürdüm. Mutluluk bir an meselesi ve oğlum içimi mutlukla dolduracak o kadar an yaratıyor ki, sadece izliyorum onu, oynarken, uyurken, seyrederken ve şükrediyorum. Her zaman inançlı biriydim ama şimdi o kadar çok şükrediyorum ve dua ediyorum ki.
Hayatimi sevgi, neşe ve ışıkla dolduran oğlum varlığın için hamd ediyorum.
Anneliği bana yaşattığın için, koşulsuz sevgiyi hissettirdiğin için.
İyi ki varsın lokumum. Anneler günüm kutlu olsun.

6 Mayıs 2011 Cuma

Benden, Senden, Bizden

Hıdırellez:
Dün gece Hıdırellez’di. En sevdiğim kutlamadır bahar kutlamaları hemen hemen her dinin, inancın bahar bayramını kutlamak, rituellerine katılmak isterim.
Ve en renklisi Hıdırellez. Çok inanırım uğruna. 2009 yılı Hıdırellez’inde Ahırkapı Şenliklerindeydik. Nasıl renkli, nasıl çalgılı, çengili şahane ortamdır o. Bu sene iptal edilmiş, çok üzüldüm.
2009 Mayıs’ta Ahırkapı’da bir karikatürcü vardı, parasız karikatür çizen biri. Ben ve eşim hemen sıraya girdik iki sn. sonra elimde beni pusetle, pusetin içinde eşim çizilmiş bir karikatür vardı. O ay sonu öğrendim Sarımsak'ımın varlığını.
Hem eğlence, coşku, hem mistik. Dileklerimi diledim google’dan göreseller ekledim el yazısı ile süsledim. Bir kutu içine yerleştirdim ve gül dalına yerleştirdim, sabah işe giderken geri aldım, haftasonu deniz yolcusu hadi bakalım hayırlısı.

Sarımsak:
Sarımsak’ım benim yakışıklı, süper tatlı meleğim duyguların en tatlısını öğreniyoru bugünlerde. “Sevgi”
Sıkıntılı bünye olmasına rağmen uykuya dalarken annesine sarılıyor, öpme amacıyla burnunu dişliyor. Yatakta sağa sola döne döne uyurken sırtını dizime yaslayıp, gıdıklandığı için kikirdiyor. O uyuyana kadar ben mest olmuş, mutluluk baygını oluyorum. Allah bozmasın.
Duygulardan kızgınlığı, öfkeyi göstermeyi öğrendiğinde de bu mutlulukla karşılarım umarım.

Sabah Mülakatı:
Bu sabah işe alım için 91 doğumlu dünya tatlısı bir çocukla görüştüm. Marjinal, toplumun kabul etmediği rollerden birine sahip, ama o kadar tatlı, lokum ki anlatamam. Gülünce içimi aydınlatan bir enerjiye sahip, kardeşim gibi. Seçtiği yolda uzun ve mutlu bir ömre sahip olsun, oldukça yetenekli ve kendiyle barışık. Tüm anaç duygularım ayaklanıyor bazen. Tüm anaların evlatlarını korumak, kollamak istiyorum. Bu kirli dünyada kirlenmemeleri hep böyle güzel kalmaları için elimden geleni yapmaya hazırım.

Tatil:
19 Mayıs haftası tatile gideceğim. Daha bahara gelemedi ama benim artık dayanacak gücüm kalmadı. Kış havası da olsa tatili çok hevesle ve mutlulukla bekliyorum. 15 aylık minnoşumla araba yolculuğu üzerine 6 gece 7 gün tatil. Sevdiklerimiz yanımızda tek dileğim sağlıkla gidip, sağlıkla gelmek gerisi zaten olur.

2. Çocuk:
Ciddi ciddi ikinci bebeğim olsun, hatta kız olsun şeklinde bir hissim var. Birinciyle kafayı çizmiş, şaşırmış afallamış ve aslında anne olmak için doğmamış görünen, anne olduktan sonra tüm ilgiyi, sevgiyi çocuğa kanalize eden bir kadınım.
Koncişim ikinci çocuğa çok uzak, her fırsatta beni kırmadan dile getiriyor. Bir bunu büyütelim, daha bunu yedirmeyi başaramadık, ben yorgunum alt mesajlı cümleler kuruyor. Haksız mı, asla çok haklı. Düşününce böyle bir hissim olması delice. Ama bazı şeyleri mantıkla açıklamaya çalışmıyorum.
Neyse dün 2013 Ağustos Sonuna “2. Çocuk çalışmaya başlama tarihi” konulu meeting request attım, eşime. Tentative’i seçip cevaplamış, şimdiki çabam Accept ettirmek. 2013’e daha çok var belki de başarırım. Hayırlısı olsun artık.


Güncel:
Sabah evden çıkarken TV'de sabah haberleri vardı. Hıncal Uluç, bir üniversitede konuşma yapmak üzere gitmiş. Ama kimse unutmamış terbiysizliğini, kızlar öyle güzel protesto ettiler, öyle coşku dolu, heyecanla anlattılar dertlerini ve konuştumadılar ki sweetheart!ı çok mutlu oldum. Gençlikten çok umutluyum, gençleri çok seviyorum. Heyecandan boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. Gördüm ki hala kötü insanlara, iyi insanlar arasında yer yok.

26 Nisan 2011 Salı

Sarımsak 15 Aylık

Sevgili Günnük..

Oğlum 15 aylık oldu.
Bu sabah bana koşa koşa sarıldı. Artık her şeyi anlıyor gibi geliyor bana. Bir yaş milatmış, yeni akıllı bıdığıma hala şaşırıyorum. Her şeyi anlamasına hayret içinde bakıyorum. Anladığı için bazı korkuları hızlıca yeneceğimizi düşünmeye başladım. Tüm yaptıklarımı olayları uzun uzun anlatıyorum. Burun spreylerinden çok rahatsız oluyordu, şimdi yine rahatsız ama kaçmıyor uslu uslu sıkmamı bekliyor. Dur oğlum hiçbir şey olmayacak diyorum, duruyor. Bana inanılmaz bir sorumluluk yüklüyor onun bu hali. Asla güvenini suistimal etmemeye çalışıyorum.
Eve geliş saatim 17:30 her akşam. Oğlum, o saatlerde asansör sesi dinlemeye başlıyor, kulağı kapıda. Bir çok gün kapıyı açtırıyor ben daha gelmeden, kapıda karşılıyor beni.
Asla eve geç kalmamaya çalışıyorum, eğer o gün eve geç kalacaksam mutlaka arayıp, anlatıyorum telefonda.
Telefonla konuşmamız yeni. Yaramazlık yaptığı bir gün telefonu kulağına verdirip, tatlı tatlı konuştuğumdan ve bana cevap verdiğinden beri haftada 2-3 kez konuşmaya başladık. Ben ona onu çok sevdiğimi anlatıyorum o da bana tatlı sesler ve efektlerle cevap veriyor. “Annii” diyor bazen, daha sıklıkla “Baba” diyor. “Mama”, “Abba” söylediği diğer kelimeler arasında. Bazen uzun uzun dudakları öne doğru “Huvvv” diyor. Geçen hafta “Gok” demeye başladı. Arka arkaya defalarca gok gok gok. Doktor randevumuz vardı 22 Nisan Cuma günü Boy 80 cm, Kilo 9,49 kg olmuş. İlk lolipopunu yaladı, bir de bu hafta uzattığım salata suyu dolu kaşığın tadına baktı. Lolipop’u sevdi, salata suyu için klasik iğrenme ifadesini yaptı.
İki gündür yatağında uyumamaya çalışıyor oda içinde yatağın yerini değiştirdim, yadırgadı.


Geçen hafta tatlı annelerden oluşan bir grupla kıpraştık. Sosyal aktivemden önce bileğime dövme yaptırma cesaretini gösterdim.

Dövme olarak hayatımın en önemli buluşması, hayatımın en büyük dönüm noktasının saatini bileğime yazdırdım. Yaklaşık 5 cm.’lik bir dövme.
Görenler dövmeye göre çok büyük diyor ama kalbimdeki ve hayatımdaki yeri o kadar büyük ki o saatin 5 cm. çok mu şeklinde karşılıyorum yorumları.

Hastalık hastası, anksiyete sahibi bünye, hayatının en zor fiziksel zorluğunu bitirdi o saatte.
Minik bir mücevher çıktı, başarabilecek miyim, her şey yolunda mı endişelerinin sonu.
Sarımsak doğdu.
Annesi mucizesine bakarak her şeyi unutup,kafasından apgar testi yaparken,
Doktor onu çıkarır çıkarmaz saate bakıp 21:48 dedi.
Tüm duygular, rahatlama, mutluluk, bir mucizeye tanık olma, hayatın birden bire hiç umulmadık netlikte değişmesi, her türlü önceliğin geri planda kaldığı en değerlime kavuşma anı.
Kalbime kazındı o an.
Ruhuma kazındı.
Bileğime 5 cm yazdırmışım ne ki…

19 Nisan 2011 Salı

15 Nisan 2011 Cuma

10 Adımda Hayatı Felç Edecek Şekilde Kafayı Doldurma Rehberi

·         Adaptasyon konusunda zorlandığını bile bile sürekli değişiklik peşinde koş.
Böylelikle hep sürekli bir adaptasyon sıkıntısı çekebilirsin. Hem de geçişlerdeki belirsizliğin koyu dehlizlerine dalabilirsin.

·         Çabucak hayal kırıklığına uğradığını bile bile sürekli olumlu adımlar atmaya çalış ve hemen işe yarayacağına dair umuda kapıl. Hayal kırıklığın çok güçlenecektir.

·         Pimpirikli olduğunu bile bile rahat bir insan gibi davranmaya çalış. Böylelikle rahat insanlar gibi davranırken arka planda beynin sürekli endişe üretebilir.

·         Duygusal ve kolay incinen biriysen, mutlaka umursamaz görün, neşe ile boğ dertleri. İnsanlar senin üstüne hep daha fazla ve rahat gelebilsinler.

·         Kanaatkar olma. Hep komşunun tavuğu sana kaz görünsün. Site içinde otururken mahalle arası oturmayı özle, mahalle arasına taşındığında orada çocuk büyütmenin zorluklarına odaklan.

·         Hep güçlü dur, seni kırabildiklerinde karşındakiler zafer kazanmış duygusu yaşasın.

·         Kendinle ilgili tüm gerekli işleri ertele. Dişçi, kulak-burun-boğaz doktoru randevularını hiç alma. Acil durumda nasılsa gidersin.

·         Bakım olayını bırak, zaten vakit mi var. Biraz bakımsız dolaşmaktan kimseye zarar gelmez de ama içten içten hep bakımsızlığına yan.

·         Hep sonrayı düşün, içinde bulunduğun hayatla ve kısıtlı hayal gücünle ilerisini planlamaya çalış. Hayatı, kaderi hiçbir plana dahil etme. Sıklıkla umutsuzluğa kapılman işten bile değil.

·         Tevekkülü bil ama asla yapama. Dünya senden ve senin çevrenden ibaret san. Kendi kendini kapana kıstırmak için daha iyi bir şey yoktur.

13 Nisan 2011 Çarşamba

Çarşafa dolanan Çarşamba

Bugünlerde düşüncelerim, serseri bir kuş gibi ordan oraya uçuşuyorum.
İşe gidip geliyorum, henüz gerçekleşmemiş kariyer değişimim, mevcut durumda stand by konumuna geçirdi beni.
Belirsizlik ve bekleyişi normalde çıldırtıcı bulmam gerekirken kendi normallerimden çok daha sakince bekliyorum hatta beklemiyorum bile.
Olursa olur, olmazsa olmaz gibi bir rahatlık geldi üzerime.
Her sabah güne oğlumu mıncıklayarak başlıyorum. Her sabah yüksek bir enerji ile yatakta boğuşuyoruz, öpüp, kokluyorum, bol bol kıkırdıyoruz.
Sanki tüm günleri, geceleri bu sabahki cennet seanslarım için yaşıyorum. Yeryüzündeki cennet anlarım, onun o uyku mahmuru yüzünde gülücükler görmek.
Tüm gün aklımda kalan tek şey oğlumun yaptıklarını kaydetmek, beynime, deftere, oraya buraya. "Fişi korumalı prize taktı, ayakkabıları ayağına giymeye çalıştı, güneş gözlüğünü takınca kendini beğeniyor, sabah eşek dedim bana ters ters baktı" gibi binlerce anneye heyecan vermiş, dünya için küçük benim için büyük heyecanların sihirindeyim.
Geri kalan her şey öyle boş, öyle soyut ki bu gerçeklikten kopma hali, sadece anı yaşama hiçbir şeyi önemsememe durumunu düşündüğümde ürküyorum kendimden.
Sadece kendimden değil, hayattan her şeyden vazgeçip, çocuğa bağımlı bir yetişkin görüyorum kendime baktığımda.
Sağlıklı bulmuyorum marazi bir aşk duyduğumu düşünüp ne yapsam düzelsem diyorum.
Neden bu kadar kafayı yedim, buldumcuk oldum ben oğlumdan sonra hiç bilmiyorum.
Annem, ben bir ergenken Fulya, “hiç ayarın yok her ne yapıyorsan hep en uç noktasında yapıyorsun” derdi.
Şimdi daha iyi anlıyorum ne demek istediğini gerçekten abartıyorum gibi geliyor ama içimden gelen bu hissi nasıl engelleyebilirim ki. İş yerinde bir arkadaşım senin LH hormonun fazla gelmiş diyor. Arpan fazla gelmiş der gibi.
Hep çocuğundan bahseden, sadece onun dakikalarına adapte yaşayan biriyim.
Toplum bu rolü kabullenip, yüceltiyor olsa da yine de marazi durumun farkına varıyorum.
Evladına düşkün anne rolü iyi hoşta bu çocuk şımarırsa, sorumsuz olursa ne yapacağım ben.
Kendi ayakları üzerinde dursun isterken bazı yaptıklarımla bunu engelleyeceğimi düşünüp, endişeleniyorum.
Zaten sadece bunları düşünüp, başka hiçbir şeyi düşünmemekse en korkuncu.

Eşim, benim çok sevdiğim, bana kendimden başka birini sevmeyi öğreten, en yakın arkadaşım, hayatta birlikte zaman geçirmeyi en sevdiğim insan var ya, ne oldu ona.
O hala duruyor ama ben onu ne kadar düşünüyorum. Ne kadar onun için, bizim için bir şeyler yapıyorum. Cevap ürkütücü, koskoca bir HİÇ.
Adamcağız grip olmuş, aman çocuğa bulaşmasın.
Böbrek taşı düşürüyor, deli gibi sancı çekiyor, aman onu acile bıraktığımızda trafikte tek başına oğlum arka koltukta sıkılmasın, öğle yemeğini kaçırmasın.
Akşamları oğlanı uyuttuktan sonra az biraz sohbet ediyoruz, üzerine o iş yapmaya başlıyor bense ipad kurcalayıp, boş boş dizilere bakıyorum, uyuyalım sabah saatleri gelsin diye zaman dolduruyorum.
Aman ne saadet!
Kocamı özledim hem de çok. Artık üzerimizdeki ölü toprağını silkelemek istiyorum ama baş belası tembel biriyim, popomu kaldırmıyorum.
Bir mucize bekliyorum bunun için, belki de bir çok şey için.

İş hayatı desen dediğim gibi stand by’da zaten hiç hırslı biri değildim. İyice serdim. Mücadele sıfır, motivasyon sıfır. Ezbere yaptığım şeyleri yürütüyorum.
Bir katma değer var mı dersen, varlığım yeter havasındayım.
Bu arada titiz çalışan, mükemmeliyetçi bir yapım var, bu halim potansiyelimi bilip, beklentisini yüksek tutan yöneticilerim için sinir bozucu olsa da hali hazırda yaptığım işi iyi yapıyor olmam nedeniyle çok bulaşmıyorlar, şükür. Bir de gideceğim başka bir bölüme demişliğim var, o yüzden beni gözden çıkardılar hafiften. Gideceğim lafı bir kere çıktı mı, gitmesen de eğretisin olduğun yerde.

Ailem, annem, kardeşim, ablam. Son zamanlarda sadece canım sıkkınken, işim düşerken aradığım canımın parçaları. Hayatlar değişince ilişkiler nasıl da değişiyor. Paralel ama birbirine değmeden uzayıp gidiyor zamanlar. Çocuklar büyüse, kendi hayatları olsa huzurlu yaşını başını almış olgun insanlar daha çok vakit geçirsek, daha çok paylaşsak.

Sahi bir de vakit meselesi var. Ne kadar vaktim var biliyor muyum?
Her şeyi  için uygun vaktim olacak mı? Umarım en azından ana tatmin alanlarım eş ve aile için uygun vakitlerim hep olur.
Serseri kuş gibi düşünceler, ordan oraya uçuşuyor.

Bu yazı başlarken konu aslında sadece "evlilikte romantizm mi, cinsellik mi?" sorusunun bence bir cevabı olacaktı. Dikkat ettim de sıra oraya bile gelmemiş.
Düşünün işte. Biri bir el atsın. Bana gereken ilham verici, harekete geçirici şifai cümleyi kursun istiyorum.