13 Nisan 2011 Çarşamba

Çarşafa dolanan Çarşamba

Bugünlerde düşüncelerim, serseri bir kuş gibi ordan oraya uçuşuyorum.
İşe gidip geliyorum, henüz gerçekleşmemiş kariyer değişimim, mevcut durumda stand by konumuna geçirdi beni.
Belirsizlik ve bekleyişi normalde çıldırtıcı bulmam gerekirken kendi normallerimden çok daha sakince bekliyorum hatta beklemiyorum bile.
Olursa olur, olmazsa olmaz gibi bir rahatlık geldi üzerime.
Her sabah güne oğlumu mıncıklayarak başlıyorum. Her sabah yüksek bir enerji ile yatakta boğuşuyoruz, öpüp, kokluyorum, bol bol kıkırdıyoruz.
Sanki tüm günleri, geceleri bu sabahki cennet seanslarım için yaşıyorum. Yeryüzündeki cennet anlarım, onun o uyku mahmuru yüzünde gülücükler görmek.
Tüm gün aklımda kalan tek şey oğlumun yaptıklarını kaydetmek, beynime, deftere, oraya buraya. "Fişi korumalı prize taktı, ayakkabıları ayağına giymeye çalıştı, güneş gözlüğünü takınca kendini beğeniyor, sabah eşek dedim bana ters ters baktı" gibi binlerce anneye heyecan vermiş, dünya için küçük benim için büyük heyecanların sihirindeyim.
Geri kalan her şey öyle boş, öyle soyut ki bu gerçeklikten kopma hali, sadece anı yaşama hiçbir şeyi önemsememe durumunu düşündüğümde ürküyorum kendimden.
Sadece kendimden değil, hayattan her şeyden vazgeçip, çocuğa bağımlı bir yetişkin görüyorum kendime baktığımda.
Sağlıklı bulmuyorum marazi bir aşk duyduğumu düşünüp ne yapsam düzelsem diyorum.
Neden bu kadar kafayı yedim, buldumcuk oldum ben oğlumdan sonra hiç bilmiyorum.
Annem, ben bir ergenken Fulya, “hiç ayarın yok her ne yapıyorsan hep en uç noktasında yapıyorsun” derdi.
Şimdi daha iyi anlıyorum ne demek istediğini gerçekten abartıyorum gibi geliyor ama içimden gelen bu hissi nasıl engelleyebilirim ki. İş yerinde bir arkadaşım senin LH hormonun fazla gelmiş diyor. Arpan fazla gelmiş der gibi.
Hep çocuğundan bahseden, sadece onun dakikalarına adapte yaşayan biriyim.
Toplum bu rolü kabullenip, yüceltiyor olsa da yine de marazi durumun farkına varıyorum.
Evladına düşkün anne rolü iyi hoşta bu çocuk şımarırsa, sorumsuz olursa ne yapacağım ben.
Kendi ayakları üzerinde dursun isterken bazı yaptıklarımla bunu engelleyeceğimi düşünüp, endişeleniyorum.
Zaten sadece bunları düşünüp, başka hiçbir şeyi düşünmemekse en korkuncu.

Eşim, benim çok sevdiğim, bana kendimden başka birini sevmeyi öğreten, en yakın arkadaşım, hayatta birlikte zaman geçirmeyi en sevdiğim insan var ya, ne oldu ona.
O hala duruyor ama ben onu ne kadar düşünüyorum. Ne kadar onun için, bizim için bir şeyler yapıyorum. Cevap ürkütücü, koskoca bir HİÇ.
Adamcağız grip olmuş, aman çocuğa bulaşmasın.
Böbrek taşı düşürüyor, deli gibi sancı çekiyor, aman onu acile bıraktığımızda trafikte tek başına oğlum arka koltukta sıkılmasın, öğle yemeğini kaçırmasın.
Akşamları oğlanı uyuttuktan sonra az biraz sohbet ediyoruz, üzerine o iş yapmaya başlıyor bense ipad kurcalayıp, boş boş dizilere bakıyorum, uyuyalım sabah saatleri gelsin diye zaman dolduruyorum.
Aman ne saadet!
Kocamı özledim hem de çok. Artık üzerimizdeki ölü toprağını silkelemek istiyorum ama baş belası tembel biriyim, popomu kaldırmıyorum.
Bir mucize bekliyorum bunun için, belki de bir çok şey için.

İş hayatı desen dediğim gibi stand by’da zaten hiç hırslı biri değildim. İyice serdim. Mücadele sıfır, motivasyon sıfır. Ezbere yaptığım şeyleri yürütüyorum.
Bir katma değer var mı dersen, varlığım yeter havasındayım.
Bu arada titiz çalışan, mükemmeliyetçi bir yapım var, bu halim potansiyelimi bilip, beklentisini yüksek tutan yöneticilerim için sinir bozucu olsa da hali hazırda yaptığım işi iyi yapıyor olmam nedeniyle çok bulaşmıyorlar, şükür. Bir de gideceğim başka bir bölüme demişliğim var, o yüzden beni gözden çıkardılar hafiften. Gideceğim lafı bir kere çıktı mı, gitmesen de eğretisin olduğun yerde.

Ailem, annem, kardeşim, ablam. Son zamanlarda sadece canım sıkkınken, işim düşerken aradığım canımın parçaları. Hayatlar değişince ilişkiler nasıl da değişiyor. Paralel ama birbirine değmeden uzayıp gidiyor zamanlar. Çocuklar büyüse, kendi hayatları olsa huzurlu yaşını başını almış olgun insanlar daha çok vakit geçirsek, daha çok paylaşsak.

Sahi bir de vakit meselesi var. Ne kadar vaktim var biliyor muyum?
Her şeyi  için uygun vaktim olacak mı? Umarım en azından ana tatmin alanlarım eş ve aile için uygun vakitlerim hep olur.
Serseri kuş gibi düşünceler, ordan oraya uçuşuyor.

Bu yazı başlarken konu aslında sadece "evlilikte romantizm mi, cinsellik mi?" sorusunun bence bir cevabı olacaktı. Dikkat ettim de sıra oraya bile gelmemiş.
Düşünün işte. Biri bir el atsın. Bana gereken ilham verici, harekete geçirici şifai cümleyi kursun istiyorum.

5 yorum:

  1. şimdi ne desm bilemedim:(
    çünkü sen farkında olmana rağmen hareket etmiyorsan sana nasıl bir cümle kurmalıyım ki modun değişsin bir anda bilemedim:(
    yaznı ne kadar uzun ise o kadar akıcı ve güzel olmuş.bizim evde durumlar biraz tersi olmasa eşimin çocuk üzerindeki düşünceleri seninkiyle aynı düzlemde:)
    o hasta öksürüyor ben onunla ilgileniyim diyorum yok deyip kendini salona kapattı :) çocuğa geçmesinmiş...... gb. bende düşünüyorum ama sırf çocuğa odaklı olarak değil oda benim canım ve onun iyileşmesi için caba sarfetmek istiyorum ama adam yok sen yaklaşma sana geçer senden oğluma deyip kendini karantinaya aldı:))


    bu durum beni bazen kasıyor evet bir oğlum var ve onun için yapamaıyacağım hiçbirşey yok ama biz bir aileyiz ve 3 kişilik bir dünya istiyorum herşeyi paylaşıtğımız yeri gelsin hastalığıda(biraz abrttım ama:))

    neyse benden size fayda yok sanırım kolaylıklar dilerim

    YanıtlaSil
  2. bir an " ben bu yazıyı ne zaman yazmışım ki?" diye geçti içimden...iki hayat bu kadar mı paralel olur birbirine...modern dünyanın çalışan anneleri olarak galiba hep benzer hayatlar sürüyoruz...yok aslında birbirimizden farkımız galiba...

    YanıtlaSil
  3. neselihaller, biri bu durumdan çıkabilirse diğerine haber versin :)
    sezobigo, yok zaten tek taraflı gibi yazmışım ama tek taraflı değil aslında. Bazen bizde de oluyor tersi durumlar. Çocukerkil aileleriz bir anne, bir baba aynı şeyi yapıyor.

    YanıtlaSil
  4. Canım Fulyam, sihirli cümlelerim yok ne yazık ki:( Ama diyeceğim o ki; ççok da gocunmayalım, belki de çocukların anneye olan yüksek ihtiyacından oluyoruz böyle, belki de hayatın doğal akışı bunu gerektirir. Ve inan o yıllarda ben de farklı hissetmiyordum; eşimden uzak, çocuğa endeksli bir hayat. ama geçiyor bilesin. 3-4 yaş civarında bilhassa nrmalleşiyor anne de, annee baba arasındaki ilişki de.

    Hem çocuklar öyle çoooook çabuk büyüyor ki tadına varıyorsan tadını çıkar bence.. Gerisini boşver, amaaaan ne gam..

    YanıtlaSil
  5. Deliannem, tam da duymak istediğim sözler. Umut var diyorsun yani. Seni her gün daha çok seviyorum..

    YanıtlaSil