Hayat tüm hızıyla akıp gidiyor, bugünlerde çok çalışıyorum. Çalışmadığım zamanlar evde oğlumla oluyorum, oynuyorum. Sarımsak'ım da büyük gelişmeler var. Tam 21 aylık olduğu hafta, en büyük yemek aşamalarını hızlıca yine kendi iradesiyle aştı gibi görünüyor. 21 aya kadar bulamaç, püre yiyen çocuk gerçekten bir günde tavuk, pilav, makarna gibi yemekler yemeye başladı. Kendi talep etti her zamanki gibi. Oğlum'a doğduğundan beri hiç bir şeyi "ben yaptırdım" diyemem. Kendisi ne zaman isterse, o zaman oldu tüm gelişme aşamaları. Kafama vura vura eğitti beni. Artık daha bir teslimiyet içindeyim kendisine. Çünkü kendisi için her şeyin zamanını benden iyi biliyor gibi. Tecrübelerim bana bunu net bir şekilde gösterdi. Bundan sonra konuşma, sosyalleşme ya da bezden kurtulma zamanını kendisi seçsin, ben imkan sunarım kafasına geçtim.
Konuşma derken yavrucağımın kelimelerden ziyade heceleri var. Bir de evde Gürcü bakıcı sayesinde Gürcü'ce bir iki kelimesi var. "Anne" kelimesini doğru kişiye kullandıktan sonra, istediği dili öncelikle öğrenmek isterse uyarım. En büyük kabusum başıma gelmedi şükürler olsun.
Bu arada ev-iş dışında bir yere gerçek hayatta gidemesem de sanal alemlerde açılımlar yapmadım diyemem. Öncelikle bu iş bana yaradı. Gerçekten zevkli bir iş, tek problemim site açılana kadar sürekli fazla mesai modunda olmam. Fazla mesai ise biraz fazla, hafta sonunu ve sabah 8 diğer sabah 4'e kadar çalışmayı kapsıyor. Allahtan ev yakın akşamüstü eve gidip, oğlumu 2 saat görüp, geri dönme lüksüm var. Ama yorulmayı engelleyecek bir sistem bulamadım henüz. Yaptıklarımın karşılığını almam, desteğinizle mümkün.
Yapmanız gereken şey sadece tıklamak.
www.evoria.com
Facebook’tan beğenin.
Twitter’dan takip edin.
Ayrıca 6 dünya güzeli anayla ortak bir blog olayına girdik.
Ben genelde annelik paylaşımlarımı bu blogta yazacağım ama daha yazmak istediğim milyonlarca konu olduğundan iki bloguda aktif kullanacağımı düşünüyorum. Takip etmeyen canları beklerim.
http://7anali7oglan.com/
Belki gerçek ortamlar da yokum ama bu beni sanal olarak engellemiyor.
Daha sakin, yavaş, huzur dolu günler diliyorum tüm ihtiyacı olanlara.
3 Kasım 2011 Perşembe
25 Ekim 2011 Salı
Zor Günler
Acılı bir resimle iyice ajitasyona girmek istemem ama son bir hafta da üzücü olaylar oldu ülkemde. Önce yüksek vergi şeklinde zamlar geldi, ardından şehit haberleri, her şehiti iki sayarım ben anasını da atlamam. Allah kimseye tattrımasın evlat acısı.
Daha nefes alamadan Van'da deprem oldu 7,2 şiddetinde. Hala orada kurtarma çalışmaları var tahmini kayıp sayısı 700, ama hiç bir rakam netleşmedi henüz. Hiç yardım alamayanlar var, ulaşılamayanlar var, 99'da Gölcük depremiyle yaşananlar hortladı yine. Yağmacılar var. Bölge de terör var. Çok acı var, gözyaşı var. Belki fiziksel acıdan çok kötü insanların varlığı üzüyor beni. Herkes birlik olsa, birbirine destek olsa bu kadar kırılmam, yıpranmam.
Çok alakasız ama bende çok çalışıyorum bugünlerde, gündemi az takip edebiliyorum, eve oğlum uyuduktuktan sonra girebilim dün, haftasonu da yanında değildim kuzumun.
Dün eve alıcı gözle bakıp yorgan, battaniye, atkı, şal, kazak, bebek kıyafeti, oyuncak, mama ne varsa topladım. Kapının yanına koydum sabah götürebilmek için. Sonra oturdum yatağın üstüne hüngür hüngür ağladım. Atamadım içimde biriken acıyı. Hala var biraz. Herşey düzelsin, ben de düzelirim zamanla.
Daha nefes alamadan Van'da deprem oldu 7,2 şiddetinde. Hala orada kurtarma çalışmaları var tahmini kayıp sayısı 700, ama hiç bir rakam netleşmedi henüz. Hiç yardım alamayanlar var, ulaşılamayanlar var, 99'da Gölcük depremiyle yaşananlar hortladı yine. Yağmacılar var. Bölge de terör var. Çok acı var, gözyaşı var. Belki fiziksel acıdan çok kötü insanların varlığı üzüyor beni. Herkes birlik olsa, birbirine destek olsa bu kadar kırılmam, yıpranmam.
Çok alakasız ama bende çok çalışıyorum bugünlerde, gündemi az takip edebiliyorum, eve oğlum uyuduktuktan sonra girebilim dün, haftasonu da yanında değildim kuzumun.
Dün eve alıcı gözle bakıp yorgan, battaniye, atkı, şal, kazak, bebek kıyafeti, oyuncak, mama ne varsa topladım. Kapının yanına koydum sabah götürebilmek için. Sonra oturdum yatağın üstüne hüngür hüngür ağladım. Atamadım içimde biriken acıyı. Hala var biraz. Herşey düzelsin, ben de düzelirim zamanla.
Oğlum 21 Aylık
Oglum, sen dogana kadar ay donumlerini kutlayan sevgilileri anlamazdim ben.
21 aylık oldun. Çok duyarlı harika bir çocuksun, benim en büyük aşkımsın. Allah bizi birbirimize bağışlasın.
10 Ekim 2011 Pazartesi
Kış Hazırlıkları
Önümüz Kış, hatta yanıbaşımız.
Hava bildiğin soğuk. Sarımsak'ımın masum nezlesi 7. günden sonra öksürüğe çevirdi. Cumartesi çok öksürdü, farkındayım ciğerden değil ama yine de insan doktora gitmeden duramıyor. Pazar sabahı doktorda aldık soluğu. Bronşit başlangıcı dedi ki, bence hikaye ama ne yapalım özel hastahanelerin bir bedeli var. Buhar maskesi taktılar minnoşuma. O ne bitmek bilmez buharmış arkadaş, rahat 40 dk. sürdü. Bu da Sarımsak'ımın 40 dak. çığlıklar atarak ağzında maskeyle ağlaması demek. Biliyorum bir şey olmayacak ve bitecek ama oğlum öyle ağlarken maalesef güçlü duramıyorum hala. İçim parçalanıyor. (Allah tüm hasta bebelerin analarına güç, bebelere şifa versin , amin.)
Yorucu sabahın öğleni oğlum eve, bense eğitime gittim. (Bir de haftasonu iki gün eğitim çakmışlar bana Allah razı olsun. Bebeğimi akşamları göremeyecek kadar geç geldim eve, bu da diğer sevimsiz detay. ) Ama bir yandan eğitimde sürekli düşünüyorum bu Kış nasıl geçecek, hasta olmamanın binbir yolu falan. Bazı kararlar aldım, paylaşayım.
- Aşkımdan, hasretimden ölsem de akşam eve geldiğimde dezenfekte olmadan oğlumu kucaklayıp, öpmeyeceğim.
- Hasta olan aile bireyi Sarımsak'a yaklaşamaz.
- Sabahları bir kaşık harnup pekmezi yutacağız ailecek.
- Bıldırcın yumurtası 3 yaşından küçük bebeklere proteini fazla olduğu için önerilmiyormuş, ama bu hafta, haftabaşı ve haftasonu olmak kaydıyla bıldırcın yumurtası vermek istiyorum. Sabah bende hüplettim.
Bu kararlar bir alışverişi peşinden getirdi. Harnup pekmezi ve bıldırcın yumurtası. Hazır elim değmişken arı sütü ve gerçek inek sütü'ne de sıcak baktım ama birden oğlana yükleme yapmayayım diye beklemeye aldım.
Öncelikle Harnup pekmezi, (bildiğin keçi boynuzu) son derece lezzetli bir şeymiş. Nutella gibi. Bayıldım. Artık kolay kolay vazgeçemem.
Bıldırcın yumurtası gençlik aşısı, protein deposu, üsye doğal tedavi yöntemi gibi sayısız faydası olan bir yiyecek fakat bebeklere fazla protein yüklemesi olduğu için böbrekleri yorması sebebiyle önerilmiyor. Bir de östrojen arttırma riski var diye erkek çocuklara verilmemesi gibi bir şey de duydum ama kaynaktan emin değilim. Yine de bugün bir deneme yapmamı engellemedi bu dezavantajlar. O öksürük sesini duymamak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Çocuğun her öksürdüğü, annenin kalbini aşırı yoruyor. Öksürdüğü anlar uyku haram oluyor bana. Böyle tavana bakıp, endişeleniyorum.
Neyse hep hüzünlü değildi haftasonumuz. Özellikle alışveriş yaptığım organikçi (organikçi benim uydurduğum bir şey aslen yol üstü bir tavuk çevirmeci ama adını bilmiyorum, yumurtası çok iyi genelde oradan alıyorum. kendi tavukları ve yumurtaları var) ile aramızda çok eğlenceli bir diyalog geçti.
Ben: İnek sütü var mı sizde?
Organikçi: Var abla
Ben: Aaaa ama ben ineği de tanımak isterim (burada inekler neyle besleniyor demek istiyorum aslında)
Organikçi (müşteri odaklı, komik insan): Abla, gündüz gel ben seni tanıştırırım
!!!!!!
Adam haklı bir şey diyemedim.
Sağlık dolu bir kış ve iyi haftalar dilerim
7 Ekim 2011 Cuma
Ölüm & Kadın
Ülkemde diye başlayacaktım ama ülkeme haksızlık olmasın. Tüm yeryüzünde, her köşesinde hala sömürülüyor, kadın. Şiddetin ve tacizin her türlüsünün hedefinde annelerimiz, kardeşlerimiz, kızlarımız.
Gençliğimde ezilen, yapayalnız kalan, aciz bırakılan kadınların erkek çocuklarının öncellikle annelerini koruma içgüdüsü ve baba rol modelini reddetme sebebiyle eşcinselliğe yatkın olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum bir - iki örneğe bakıp, peki kızlar aynı durumdaki kızlar ne oluyor hiç dikkat etmemişim.
Bugün memleketin ünlü gazetelerinden birinde bir kadın sırtından bıçaklanmış, çıplak ve organlarının bir kısmı çıkmış bir şekilde hiç sansürlenmeden yayınlandı. Bundan 8 ay önce başka bir ünlü kadın bir erkeğin evinde ölü bulundu, bir anne. Ve bu memleketin ünlü köşe yazarlarından biri "su testisi, su yolunda" tabirini kullandı. Bu ülkede hala kızlar okula gitmek yerine kocaya satılıyor. Doğu illerinde intihar eden genç kadın oranı yüksek. Töre, berdel, başlık parası hep kadını vuruyor.
Uzak mı bana bu söylediklerim. Gözüme sokulmasa hatırlamazdım belki bugün. Genelde neşeli br insanken bugün gülemiyorum, eğlenemiyorum. Tokat gibi çarptılar yüzüme bu sabah.
Çaresiz hissediyorum.
Bir şeyler yapmak istiyorum ama ne yapabilirim, tıkandım.
Bundan yıllar önce bir mektup kardeşim vardı. Van'lı bir korucunun kızı Canan. 9 kardeş ama okulda drama dersi alıyor. Ablası intihar etti o yaz, nedenini söylemedi. 2,5 yıl sonra Canan kayboldu ortadan. Okulda, şehirde izini bulamadım. Evlendi, intihar etti, öldürüldü belki 11,5 yaşında. Cin gibi biğr kızdı Canan, benden drama dersinden kullanılmak üzere oyuncak fincan takımı ve bebek isteyecek kadar duru bir kız. Bebek rolünü bir çaput oynuyor Fulya Abla, zahmet olmazsa fincan takımı ile birlikte, ağır gelmezse al demişti. Ahh be Canan, hiç ağır gelir mi, bu fırsatı bana verdiğin için esas ben teşekkür ederim.
Bana evlenirken çetik yollamıştı canım, cananım.
Bugün içim ağlıyor Canan'lara, bıçaklanan kadına, çocuklarına.
Bugün bir ülkenin başbakanının annesi vefat etti. Başbakanı sevmeyenler bu acıya saygı duymayı bırak, iyi ki öldü bile dediler. Bir anne için...
Saygı duyuyor görünen bir e-ticaret sitesinden şu başlıkta bir e-mail aldım az önce. "Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Annesi Vefat Etmiştir. Tüm Türkiye'nin Başı Sağolsun / Önce Biz Bile İnanamadık Ama Sizin İçin İmkansızı Başardık 61 Seans Zayıflama Paketi 27 TL"
Bu kadar canım acımasa bununla dalga geçebilirdim aslında.
Biz insanlığımızı ne zaman bu kadar kaybettik.
Çok üzgünüm.
Boğazımda koskoca bir yumru.
Gülemiyorum.
Ne yapayım bilemiyorum.
6 Ekim 2011 Perşembe
Cinnetin Eşiği
Sarımsak'ım, benim lokum meleğim, hiç bir zaman gülücükler saçan bir bebek olmadı. Hatta kaşlarını çatan, gözlerini kısan huysuz bir tip olduğunu söylemek doğru olur. Fakat son günlerde bu huysuzluk boyu atladı. Uyumamak için direniyor, uyanınca oyun oynamak için direniyor. Yok direniyor kelimesi çok eksik kaldı, çığlıklar atarak ve çırpınarak tutturuyor demek daha gerçekçi. Yeni numaralar keşfetti. Başım ağrıyor numarası ve korkuyorum numarası. Numara olduğu kesin çünkü hoşuna giden bir gelişme olduğunda turp gibi ve korkusuz olabiliyor aynı anda. Ağlama krizine giriyor güya, ağlama krizindeyken yerde ilginç bulduğu bir taşı inceleyebiliyor. Giyinmek istemiyor, soyunmak istemiyor, altı değiştirmek istemiyor.
Ama en son dün beni de çığrımdan çıkardı. Yarım saatte bir ağlıyor, yanına gidince çığlıklar atıyor, yüzüme şeytan görmüş gibi davranıyor, su vermeye çalışıyorum, teskin etmeye çalışıyorum kendini sağa sola vuruyor. Bakıcısının kapısını gösteriyor. Çünkü anneyle kalırsak uyuruz, bakıcıyı uyandırırsak oyun oynayabilir. Tam olarak istediğini yaptım ama arada odaya giriyorum, beni görünce çığlıklar atmaya başlıyor. Başkasına yapsa kesin çocuğa bir zarar verdi diye şüphelenirim allahtan bana yapıyor.
Ne yapayım bilmiyorum. Dün akşam çok üzüldüm, en çok bir derdi var anlayamıyorum. Bağlanma da sorunumuz mu var gibi sebeplerden düşünüp duruyorum. Eğer bu 2 yaş sendromuysa cidden ürkünç.
Ama en son dün beni de çığrımdan çıkardı. Yarım saatte bir ağlıyor, yanına gidince çığlıklar atıyor, yüzüme şeytan görmüş gibi davranıyor, su vermeye çalışıyorum, teskin etmeye çalışıyorum kendini sağa sola vuruyor. Bakıcısının kapısını gösteriyor. Çünkü anneyle kalırsak uyuruz, bakıcıyı uyandırırsak oyun oynayabilir. Tam olarak istediğini yaptım ama arada odaya giriyorum, beni görünce çığlıklar atmaya başlıyor. Başkasına yapsa kesin çocuğa bir zarar verdi diye şüphelenirim allahtan bana yapıyor.
Ne yapayım bilmiyorum. Dün akşam çok üzüldüm, en çok bir derdi var anlayamıyorum. Bağlanma da sorunumuz mu var gibi sebeplerden düşünüp duruyorum. Eğer bu 2 yaş sendromuysa cidden ürkünç.
30 Eylül 2011 Cuma
N'lerim Yok, Can'larım Var
Efenim, bazı bloggerler en'lerini seçmiş. Önce bayram'da Delianne'de gördüm ismimi. En kendi gibi blogger ve en vefalı blogger'lardan biri seçmiş beni. Nasıl onore oldum, nasıl havalara uçtum anlatamam. Öldüm bittim sevinçten. Dün ikinci ödülümü aldım. İklimim ki kendisini doğuma giderken dualarla uğurladığım, aştığı her krizde kendim aşmış gibi sevindiğim tatlı kadın. Mim olayından çok anlamıyorum. Çoğu zaman okunduğumu bile sanmıyorum aslını isterseniz. Ama yine de benim hayatımda mihenk taşı dediğim online ve offline olayları yazasım var.
Doğum olayı en büyük ödülüm, ruhumu saymazsak, tüm bu macerayı tetikleyen ve bu güzel kadınları bana kazandıran olay. Yani o kadar kiloyu almaya, en korkunç rüyadan beter bir lohusalık geçirmeme bile değdi. Doğumdan önce hiç okumamışım anne blogu, varlıklarından bile haberim yok yaş 30. Şuursuzum. Kendi mikro kozmozumu fazla önemsiyorum ama hayatım sahilde yürümek, paten yapmak, sevgiliyle kakara kikiri, işe gidip gelmek, kitap okumaktan ibaret (Allahı var güzel bir hayattı). Ne eksik bilmiyorsun ve ne şahane bir hayatıım var diyorsun. Sonra Sarımsak gelmeye karar verdi, biz de buyur ettik. Benim sırçadan köşk yerle yeksan. Genelde her şeyi bilmeme rağmen, bilmiyorum hacı bu ortamları. Anne, diye bir kendi annemi bilirim. diğer genç anneler ile ayrı dünyaların insanı hissediyorum kendimi bir gün bile empati yapmak aklıma gelmemiş. Bebek sevmezdim, ne komik, ne genç ve ne salaktım.
Neyse paşa geldi, ben hala şuursuz alıp eve gideceğim oyuncak bebeğimi, o emecek, uyuyacak, pıt pıt gaz çıkaracak. Bilemedim artık kalbimin dışarıda atacağını, cehalet sen ne güzel şeysin.
Ve şok. Benden önemli bir şey ben beceriksizin önde gideni.
Sonra ilk olarak Blogcu Anne ile rastlaştım Sarımsak 3 aylıktı. İlk karşılaşma hislerimi hiç unutmuyorum. Acaip bir saygı duydum, anne üstüne üstlük yazıp, deneyimini aktarma fırsatı bulmuş bir anne. Helal olsun dedim. Benim ilkim.
O sayede başka bloglar gördüm. Delianne beni can evimden vurdu. Zaten deliliğe çok yakındım hep, üstüne hem annelik deneyimini paylaşan hem de negatif ruh hallerini anlatmakta beis görmeyen çok İNSAN bir kadın. Kendine deli diyor, o deliyse keşke herkes delirse dünya şahane bir yer olsa. Bana hissettirdikleri için.
Ardından çok eğlenceli bir şey gördüm, yapıştım resmen, en büyük hayranlarından biriyim. Olmadık işler yapan bir kadın. Oğluna check list yapmasıyla beni benden aldı.
Gördüm ki ne ararsam bir anne zaten yapmıştı. Girişimci, cesaret veren, yaratan paylaşan kadınlar. Özgüranne, Miracık, Kitubi
Hepsi bir ağızdan bir internet sitesini konu etti dönem dönem, bir logo vardı köşede. Sosyal paylaşım yapılan bir yer: Nurturia sosyal hayat internet üzerinden olabilirmiş onu öğretti. Burada blogu olan, olmayan birbirinden değerli, zeki, şahane kadını tanıdım. En yakınlarımdan yakın oldular. Kendime bile itiraf edemeyeceğimi onlara anlattım. Birlikte ağladık, birlikte güldük. Hiç sanmazdım böyle bir deneyim yaşayacağımı, artık facebook'tan tanışıp evlenenleri anlıyorum desem yeridir.
Geçen gün, oğlum hasta ben keyifsizken, Babu'm ve dünya yakışıklısı oğlunun sesini duyup sevinçten deliye döndüm. Laz david'im "Eren çabuk iyileş" diyordu blip.me'den. Sanki benim kardeşim, can'ım. Sanki değil öyle işte. Sonra Reyhan'ım, Meltem'im, normal hayatta yaklaşamayacağım kadar yerinde, hanımefendi, becerikli sosyetik Şebnem, Zelal Hanımlar. Ve aramızdaki ten ve ruh uyuşmasını görmezden gelemeyeceğim Derya'm.
Babu'm okuduğu kitaptan şu alıntıyı yapmış, ne kadar doğru.
“İnsanların yakın arkadaş olma sebeplerini kim bilebilir? Yürüyüşlerinde bir şey. Belki detone sesleriyle şarkı söyleyişleri…”
Salman Rushdie - Doğu, Batı
seviyorum uleyyynnnnn
yine mim olmadı galiba ama neyse...
Doğum olayı en büyük ödülüm, ruhumu saymazsak, tüm bu macerayı tetikleyen ve bu güzel kadınları bana kazandıran olay. Yani o kadar kiloyu almaya, en korkunç rüyadan beter bir lohusalık geçirmeme bile değdi. Doğumdan önce hiç okumamışım anne blogu, varlıklarından bile haberim yok yaş 30. Şuursuzum. Kendi mikro kozmozumu fazla önemsiyorum ama hayatım sahilde yürümek, paten yapmak, sevgiliyle kakara kikiri, işe gidip gelmek, kitap okumaktan ibaret (Allahı var güzel bir hayattı). Ne eksik bilmiyorsun ve ne şahane bir hayatıım var diyorsun. Sonra Sarımsak gelmeye karar verdi, biz de buyur ettik. Benim sırçadan köşk yerle yeksan. Genelde her şeyi bilmeme rağmen, bilmiyorum hacı bu ortamları. Anne, diye bir kendi annemi bilirim. diğer genç anneler ile ayrı dünyaların insanı hissediyorum kendimi bir gün bile empati yapmak aklıma gelmemiş. Bebek sevmezdim, ne komik, ne genç ve ne salaktım.
Neyse paşa geldi, ben hala şuursuz alıp eve gideceğim oyuncak bebeğimi, o emecek, uyuyacak, pıt pıt gaz çıkaracak. Bilemedim artık kalbimin dışarıda atacağını, cehalet sen ne güzel şeysin.
Ve şok. Benden önemli bir şey ben beceriksizin önde gideni.
Sonra ilk olarak Blogcu Anne ile rastlaştım Sarımsak 3 aylıktı. İlk karşılaşma hislerimi hiç unutmuyorum. Acaip bir saygı duydum, anne üstüne üstlük yazıp, deneyimini aktarma fırsatı bulmuş bir anne. Helal olsun dedim. Benim ilkim.
O sayede başka bloglar gördüm. Delianne beni can evimden vurdu. Zaten deliliğe çok yakındım hep, üstüne hem annelik deneyimini paylaşan hem de negatif ruh hallerini anlatmakta beis görmeyen çok İNSAN bir kadın. Kendine deli diyor, o deliyse keşke herkes delirse dünya şahane bir yer olsa. Bana hissettirdikleri için.
Ardından çok eğlenceli bir şey gördüm, yapıştım resmen, en büyük hayranlarından biriyim. Olmadık işler yapan bir kadın. Oğluna check list yapmasıyla beni benden aldı.
Gördüm ki ne ararsam bir anne zaten yapmıştı. Girişimci, cesaret veren, yaratan paylaşan kadınlar. Özgüranne, Miracık, Kitubi
Hepsi bir ağızdan bir internet sitesini konu etti dönem dönem, bir logo vardı köşede. Sosyal paylaşım yapılan bir yer: Nurturia sosyal hayat internet üzerinden olabilirmiş onu öğretti. Burada blogu olan, olmayan birbirinden değerli, zeki, şahane kadını tanıdım. En yakınlarımdan yakın oldular. Kendime bile itiraf edemeyeceğimi onlara anlattım. Birlikte ağladık, birlikte güldük. Hiç sanmazdım böyle bir deneyim yaşayacağımı, artık facebook'tan tanışıp evlenenleri anlıyorum desem yeridir.
Geçen gün, oğlum hasta ben keyifsizken, Babu'm ve dünya yakışıklısı oğlunun sesini duyup sevinçten deliye döndüm. Laz david'im "Eren çabuk iyileş" diyordu blip.me'den. Sanki benim kardeşim, can'ım. Sanki değil öyle işte. Sonra Reyhan'ım, Meltem'im, normal hayatta yaklaşamayacağım kadar yerinde, hanımefendi, becerikli sosyetik Şebnem, Zelal Hanımlar. Ve aramızdaki ten ve ruh uyuşmasını görmezden gelemeyeceğim Derya'm.
Babu'm okuduğu kitaptan şu alıntıyı yapmış, ne kadar doğru.
“İnsanların yakın arkadaş olma sebeplerini kim bilebilir? Yürüyüşlerinde bir şey. Belki detone sesleriyle şarkı söyleyişleri…”
Salman Rushdie - Doğu, Batı
seviyorum uleyyynnnnn
yine mim olmadı galiba ama neyse...
20 Eylül 2011 Salı
Hello World
Bakıyorum bölük pörçük bir tivit girmişim, bir anı defterine yazmışım falan şu blogun derli topluluğu hiç birinde yok ne yalan söyleyeyim..
Öncelikle sabah alt kat komşuma mektup bıraktım, ve buranın adresini verdim. Sevgili komşu, aç o perdeleri, çık o evden, ben bir üst katındayım ve her zaman sana yardıma hazırım, çocuk bakımından fazla anlamam ama bizim evde bir bakıcı da var. Biraz kop o lohusalığın karanlık dehlizlerinden, yoksa gelip seni zorla çıkaracağım. Niye taktı bana bu üstteki manyak dersen eğer, gözlerinden tanıdım seni, %20 kadına bu şiddette geliyor LH hormonu maalesef daha önce bana da gelmişti. O yapayalnızlık, kalabalık içinde hiç anlaşılamama bana çok tanıdık. Sadece bil ki GEÇECEK. Sen bir sene sonra oğlunla parka gideceksin, onunla oyun oynayacaksın. Hayat ve her şey yoluna girmiş olacak.
Bizi sorarsan iyiyiz bilog, Sarımsak büyüyor tüm hızla, iyice ele gelen boğuştukça keyif veren bir çocuk oldu. Boğuşmak hangimizi daha mutlu ediyor bilemiyorum. Her sabah işe yarım saat geç geliyorum bu boğuşma meselesinden. 20 aylık olacak 4 gün sonra. Artık kelimeleri bilinçli söylüyor belki kelime demek haksızlık olur heceleri diyelim. Bakıcısına Anne demiyor yuppi.. Cidden kaldıramazdım bunu. Bakıcısına bastıra bastıra Liyyaaa diyor. Bana ise anne, evet biliyorum biraz salağım J
Şaka yapıyor, plan kuruyor, bol taklit yapıyor en çok ne isterse onu yapıyor. Korkunç İki’nin nefesini ensemde hissediyorum sıklıkla.
Bir kadının en büyük aşkı, kendi doğurduğundan başkası değildir diyorum. Yapın arkadaşım, büyük AŞK hiçbir şeye benzemiyor.
Diyorum ya kafa bölük pörçük hayatımda iki belirgin vurgu var biri annelik, diğeri ise şaşırtıcı bir gelişmeyle “İŞ”. Evet hiç beklemediğim yerden geldi soru bu sefer nasıl cevaplayacağım bilemedim. İş hayatında gerçekten heyecan veren bir noktadayım ki bunu hayal edecek kadar hayal gücüne bile sahip değilim. Hem iş, hem annelikte ortak noktada birleşim kümesi: Dijital
Anne olacağımı öğrendiğimden beri Dijital Anne’lerden biriydim ben. Öyle ki doktorum bana 26. Haftada sana bu hafta 35. Haftadan soracağım diye espri yapabiliyordu. Gerekli gereksiz her bilgiyi emdim, vücut bir noktadan sonra absorbe edemiyor, işe yaramayan bir kısmı bünyemden atıldı. Annelik, benim aktif sosyal hayatımı sanal mecrayı taşımama sağladı. Hayatımda en çok internet kullandığım dönemim son 2,5 yıla tekabül ediyor. Neyse kullandıkça sevdim, kafamı boşalttım, gevezeliklerimi yazarak döktüm, deşarj oldum falan. E ben neden internetle ilgili bir şey yapmıyorum derken karşıma fırsat çıktı. İnternetle ilgili ama klasik bildiklerimi yapıyorum derken karşımda bir fırsat daha çıktı. Şimdi internetle ilgili bilmediğim bir işin sorumluluğunu üstlendim. Allah yüzümüzü kara çıkarmasın. Bilmediğim ama çok ilgi duyduğum ve heyecanlandığım bir alan Dijital Pazarlama. Bu konuyu ilerleyen günlerde site açılırken tekrar gündeme getireceğim şimdilik sadece beni sevindiren bir gelişme J
Sonra bir de ben var, Fulya. İş, ev doğrusunda 1 km kare sınırlar içinde gül gibi yaşayıp gidiyorum işte. Şu günden bir sene öncemi hatırlayıp, her sabah ve akşam şükürler ediyorum şimdiki halime.
Mevsim geçişlerini fark edebiliyorum, aşktan meşkten bahsedebiliyorum, çiçeklere, kuşlara dikkat edebiliyorum, içimden gelerek geyik yapıyorum, sinema’ya gidiyorum, hatta akşam arkadaşlarımla buluşuyorum, instagr.am'la resimleri şekilli yapıp ekliyorum falan.
Ve bütün bunların kıymetini deli gibi biliyorum.
Aşk diyorum, Sarımsak benim büyük aşkım, iş ile aşk kelimesi bazen yan yana geliyor ki inanılmaz bir gelişme, sonbahar aşk, şarkılarda aşk ama aşk en çok yazdırıyor ondan seviniyorum.
Kokain kullanacak maddi duruma sahip değilim, ilişkiden ilişkiye atlayacak manevi yapım da yok, olmayan yaratıcılığımı körüklemek sonbahar kokusuna, aşkın başka başka hallerine kaldı, napalım.
16 Eylül 2011 Cuma
NURTURIA’DA
… çocuklar etrafında dönen ama bununla sınırlı kalmayıp, kariyer, cinsel yaşam ve aile koçluğuna giren sohbetleri ÇOK SEVİYORUM.
… sorulara cevap verememek ya da her bebek doğurmuş kadına öneremeyecek kadar vakitsiz olmayı HİÇ SEVMİYORUM.
… OLMASAYDI kesin terfi ederdim. İş - güç yaptırmıyor bu meret. Bir gün romantik- komedi, bir gün aksiyon, bazen fantastik korku, bazen sit-com izlemek gibi.
… çok yakınlarımdan bile yakın hissettiğim arkadaşlarım VAR.
… yok YOK.
… KEŞKE doğurmadan önce tanısaydım, bilseydim, kullansaydım. eminim harika bir lohusalık geçirir, dilediğimce bebeğimi kucağıma alıp, emzirirdim.
2 Eylül 2011 Cuma
Zıtların Uyumu
Son derece konforsuz bir ortamda, son derece konforlu bir tatil yaptım, döndüm.
Karavan kampındaydım 6 gün ama bakıcımızla.
Karavanın artıları:
Aman Allah’ım o ne güzel tatildi. Tüm krizleri fırsata çevirdim. Önce sabah 06:30 uyanma rutinini, sabah denize girme saati olarak belirledim.
Tüm gün deniz kıyafetiyle ve üzerimde tuzla takıldım. Sarımsak’ım nezle oldu hafif geçirdi ama ilk gecesinde burnu tıkandığından çığlıklar atarak uyandı. Ben bu uyanışı karavanın önündeki salıncakta sarıp sarmaladığım oğlumla yıldızları seyrederek, hafif hafif sallanma eşliğinde fırsata çevirdim.
Ardından ben nezle oldum ama ağır geçirdim hiçbir planımı aksatmadan denize girerek, güneşte uyuyarak ve theraflu’nun vücuttaki uyku hissiyle hamakta kitap okuyarak fırsata dönüştürdüm. Akşamları Sarımsak uyuduktan sonra, çıktık balıkçılarda yemek yedik, arkadaşlarımızla görüştük, aile ziyaretimizi yaptık. Tam tadında bir bayram yaşadık. Hastalığa kafa takmamak işe yaradı fiziksel rahatsızlığı, ruhsal rahatlık yendi bu sefer.
Sezon finalimdi bu tatil. Çok sevdiğim Yaz’dan ayrılıyorum kolay değil.
Karavanın eksileri:
Ortak kullanılan WC, duş kabinleri
Bakıcımızın konforsuz ortamlardan hoşlanmaması ve bunu her fırsatta dile getirmesi (ki kağıt tabak, bardak kullandık)
Sonbahar’ın ve Kara Kış’ın benim için Yaz gibi geçmesini, sizin için nasıl isterseniz öyle geçmesini ama mutlaka sağlıklı ve mutlu geçmesini dilerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





