Sayfalar

7 Ekim 2011 Cuma

Ölüm & Kadın

Ülkemde diye başlayacaktım ama ülkeme haksızlık olmasın. Tüm yeryüzünde, her köşesinde hala sömürülüyor, kadın. Şiddetin ve tacizin her türlüsünün hedefinde annelerimiz, kardeşlerimiz, kızlarımız.
Gençliğimde ezilen, yapayalnız kalan, aciz bırakılan kadınların erkek çocuklarının öncellikle annelerini koruma içgüdüsü ve baba rol modelini reddetme sebebiyle eşcinselliğe yatkın olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum bir - iki örneğe bakıp, peki kızlar aynı durumdaki kızlar ne oluyor hiç dikkat etmemişim. 
Bugün memleketin ünlü gazetelerinden birinde bir kadın sırtından bıçaklanmış, çıplak ve organlarının bir kısmı çıkmış bir şekilde hiç sansürlenmeden yayınlandı. Bundan 8 ay önce başka bir ünlü kadın bir erkeğin evinde ölü bulundu, bir anne. Ve bu memleketin ünlü köşe yazarlarından biri "su testisi, su yolunda" tabirini kullandı. Bu ülkede hala kızlar okula gitmek yerine kocaya satılıyor. Doğu illerinde intihar eden genç kadın oranı yüksek. Töre, berdel, başlık parası hep kadını vuruyor. 
Uzak mı bana bu söylediklerim. Gözüme sokulmasa hatırlamazdım belki bugün. Genelde neşeli br insanken bugün gülemiyorum, eğlenemiyorum. Tokat gibi çarptılar yüzüme bu sabah. 
Çaresiz hissediyorum.
Bir şeyler yapmak istiyorum ama ne yapabilirim, tıkandım.

Bundan yıllar önce bir mektup kardeşim vardı. Van'lı bir korucunun kızı Canan. 9 kardeş ama okulda drama dersi alıyor. Ablası intihar etti o yaz, nedenini söylemedi. 2,5 yıl sonra Canan kayboldu ortadan. Okulda, şehirde izini bulamadım. Evlendi, intihar etti, öldürüldü belki 11,5 yaşında. Cin gibi biğr kızdı Canan, benden drama dersinden kullanılmak üzere oyuncak fincan takımı ve bebek isteyecek kadar duru bir kız. Bebek rolünü bir çaput oynuyor Fulya Abla, zahmet olmazsa fincan takımı ile birlikte, ağır gelmezse al demişti. Ahh be Canan, hiç ağır gelir mi, bu fırsatı bana verdiğin için esas ben teşekkür ederim.
Bana evlenirken çetik yollamıştı canım, cananım.
Bugün içim ağlıyor Canan'lara, bıçaklanan kadına, çocuklarına.

Bugün bir ülkenin başbakanının annesi vefat etti. Başbakanı sevmeyenler bu acıya saygı duymayı bırak, iyi ki öldü bile dediler. Bir anne için...
Saygı duyuyor görünen bir e-ticaret sitesinden şu başlıkta bir e-mail aldım az önce. "Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın Annesi Vefat Etmiştir. Tüm Türkiye'nin Başı Sağolsun / Önce Biz Bile İnanamadık Ama Sizin İçin İmkansızı Başardık 61 Seans Zayıflama Paketi 27 TL"

Bu kadar canım acımasa bununla dalga geçebilirdim aslında.

Biz insanlığımızı ne zaman bu kadar kaybettik.

Çok üzgünüm. 
Boğazımda koskoca bir yumru.
Gülemiyorum.
Ne yapayım bilemiyorum.

6 Ekim 2011 Perşembe

Cinnetin Eşiği

Sarımsak'ım, benim lokum meleğim, hiç bir zaman gülücükler saçan bir bebek olmadı. Hatta kaşlarını çatan, gözlerini kısan huysuz bir tip olduğunu söylemek doğru olur. Fakat son günlerde bu huysuzluk boyu atladı. Uyumamak için direniyor, uyanınca oyun oynamak için direniyor. Yok direniyor kelimesi çok eksik kaldı, çığlıklar atarak ve çırpınarak tutturuyor demek daha gerçekçi. Yeni numaralar keşfetti. Başım ağrıyor numarası ve korkuyorum numarası. Numara olduğu kesin çünkü hoşuna giden bir gelişme olduğunda turp gibi ve korkusuz olabiliyor aynı anda. Ağlama krizine giriyor güya, ağlama krizindeyken yerde ilginç bulduğu bir taşı inceleyebiliyor. Giyinmek istemiyor, soyunmak istemiyor, altı değiştirmek istemiyor.

Ama en son dün beni de çığrımdan çıkardı. Yarım saatte bir ağlıyor, yanına gidince çığlıklar atıyor, yüzüme şeytan görmüş gibi davranıyor, su vermeye çalışıyorum, teskin etmeye çalışıyorum kendini sağa sola vuruyor. Bakıcısının kapısını gösteriyor. Çünkü anneyle kalırsak uyuruz, bakıcıyı uyandırırsak oyun oynayabilir. Tam olarak istediğini yaptım ama arada odaya giriyorum, beni görünce çığlıklar atmaya başlıyor. Başkasına yapsa kesin çocuğa bir zarar verdi diye şüphelenirim allahtan bana yapıyor.
Ne yapayım bilmiyorum. Dün akşam çok üzüldüm, en çok bir derdi var anlayamıyorum. Bağlanma da sorunumuz mu var gibi sebeplerden düşünüp duruyorum. Eğer bu 2 yaş sendromuysa cidden ürkünç.

30 Eylül 2011 Cuma

N'lerim Yok, Can'larım Var

Efenim, bazı bloggerler en'lerini seçmiş. Önce bayram'da Delianne'de gördüm ismimi. En kendi gibi blogger ve en vefalı blogger'lardan biri seçmiş beni. Nasıl onore oldum, nasıl havalara uçtum anlatamam. Öldüm bittim sevinçten. Dün ikinci ödülümü aldım. İklimim ki kendisini doğuma giderken dualarla uğurladığım, aştığı her krizde kendim aşmış gibi sevindiğim tatlı kadın. Mim olayından çok anlamıyorum. Çoğu zaman okunduğumu bile sanmıyorum aslını isterseniz. Ama yine de benim hayatımda mihenk taşı dediğim online ve offline olayları yazasım var.
Doğum olayı en büyük ödülüm, ruhumu saymazsak, tüm bu macerayı tetikleyen ve bu güzel kadınları bana kazandıran olay. Yani o kadar kiloyu almaya, en korkunç rüyadan beter bir lohusalık geçirmeme bile değdi. Doğumdan önce hiç okumamışım anne blogu, varlıklarından bile haberim yok yaş 30. Şuursuzum. Kendi mikro kozmozumu fazla önemsiyorum ama hayatım sahilde yürümek, paten yapmak, sevgiliyle kakara kikiri, işe gidip gelmek, kitap okumaktan ibaret (Allahı var güzel bir hayattı). Ne eksik bilmiyorsun ve ne şahane bir hayatıım var diyorsun. Sonra Sarımsak gelmeye karar verdi, biz de buyur ettik. Benim sırçadan köşk yerle yeksan. Genelde her şeyi bilmeme rağmen, bilmiyorum hacı bu ortamları. Anne, diye bir kendi annemi bilirim. diğer genç anneler ile ayrı dünyaların insanı hissediyorum kendimi bir gün bile empati yapmak aklıma gelmemiş. Bebek sevmezdim, ne komik, ne genç ve ne salaktım.
Neyse paşa geldi, ben hala şuursuz alıp eve gideceğim oyuncak bebeğimi, o emecek, uyuyacak, pıt pıt gaz çıkaracak. Bilemedim artık kalbimin dışarıda atacağını, cehalet sen ne güzel şeysin.
Ve şok. Benden önemli bir şey ben beceriksizin önde gideni.

Sonra ilk olarak Blogcu Anne ile rastlaştım Sarımsak 3 aylıktı. İlk karşılaşma hislerimi hiç unutmuyorum. Acaip bir saygı duydum, anne üstüne üstlük yazıp, deneyimini aktarma fırsatı bulmuş bir anne. Helal olsun dedim. Benim ilkim.
O sayede başka bloglar gördüm. Delianne beni can evimden vurdu. Zaten deliliğe çok yakındım hep, üstüne hem annelik deneyimini paylaşan hem de negatif ruh hallerini anlatmakta beis görmeyen çok İNSAN bir kadın. Kendine deli diyor, o deliyse keşke herkes delirse dünya şahane bir yer olsa. Bana hissettirdikleri için.

Ardından çok eğlenceli bir şey gördüm, yapıştım resmen, en büyük hayranlarından biriyim. Olmadık işler yapan bir kadın. Oğluna check list yapmasıyla beni benden aldı.

Gördüm ki ne ararsam bir anne zaten yapmıştı. Girişimci, cesaret veren, yaratan paylaşan kadınlar. Özgüranne, Miracık, Kitubi

Hepsi bir ağızdan bir internet sitesini konu etti dönem dönem, bir logo vardı köşede. Sosyal paylaşım yapılan bir yer: Nurturia sosyal hayat internet üzerinden olabilirmiş onu öğretti. Burada blogu olan, olmayan birbirinden değerli, zeki, şahane kadını tanıdım. En yakınlarımdan yakın oldular. Kendime bile itiraf edemeyeceğimi onlara anlattım. Birlikte ağladık, birlikte güldük. Hiç sanmazdım böyle bir deneyim yaşayacağımı, artık facebook'tan tanışıp evlenenleri anlıyorum desem yeridir.

Geçen gün, oğlum hasta ben keyifsizken,  Babu'm ve dünya yakışıklısı oğlunun sesini duyup sevinçten deliye döndüm. Laz david'im "Eren çabuk iyileş" diyordu blip.me'den. Sanki benim kardeşim, can'ım. Sanki değil öyle işte. Sonra Reyhan'ım, Meltem'im, normal hayatta yaklaşamayacağım kadar yerinde, hanımefendi, becerikli sosyetik Şebnem, Zelal Hanımlar. Ve aramızdaki ten ve ruh uyuşmasını görmezden gelemeyeceğim Derya'm.

Babu'm okuduğu kitaptan şu alıntıyı yapmış, ne kadar doğru.
İnsanların yakın arkadaş olma sebeplerini kim bilebilir? Yürüyüşlerinde bir şey. Belki detone sesleriyle şarkı söyleyişleri…
Salman Rushdie - Doğu, Batı

seviyorum uleyyynnnnn
yine mim olmadı galiba ama neyse...

20 Eylül 2011 Salı

Hello World

Biraz birikti yine bugünlerde kafamdakiler..
Bakıyorum bölük pörçük bir tivit girmişim, bir anı defterine yazmışım falan şu blogun derli topluluğu hiç birinde yok ne yalan söyleyeyim..

Öncelikle sabah alt kat komşuma mektup bıraktım, ve buranın adresini verdim. Sevgili komşu, aç o perdeleri, çık o evden, ben bir üst katındayım ve her zaman sana yardıma hazırım, çocuk bakımından fazla anlamam ama bizim evde bir bakıcı da var. Biraz kop o lohusalığın karanlık dehlizlerinden, yoksa gelip seni zorla çıkaracağım. Niye taktı bana bu üstteki manyak dersen eğer, gözlerinden tanıdım seni, %20 kadına bu şiddette geliyor LH hormonu maalesef daha önce bana da gelmişti. O yapayalnızlık, kalabalık içinde hiç anlaşılamama bana çok tanıdık. Sadece bil ki GEÇECEK. Sen bir sene sonra oğlunla parka gideceksin, onunla oyun oynayacaksın. Hayat ve her şey yoluna girmiş olacak.

Bizi sorarsan iyiyiz bilog, Sarımsak büyüyor tüm hızla, iyice ele gelen boğuştukça keyif veren bir çocuk oldu. Boğuşmak hangimizi daha mutlu ediyor bilemiyorum. Her sabah işe yarım saat geç geliyorum bu boğuşma  meselesinden. 20 aylık olacak 4 gün sonra. Artık kelimeleri bilinçli söylüyor belki kelime demek haksızlık olur heceleri diyelim. Bakıcısına Anne demiyor yuppi.. Cidden kaldıramazdım bunu. Bakıcısına bastıra bastıra Liyyaaa diyor. Bana ise anne, evet biliyorum biraz salağım J
Şaka yapıyor, plan kuruyor, bol taklit yapıyor en çok ne isterse onu yapıyor. Korkunç İki’nin nefesini ensemde hissediyorum sıklıkla.

Bir kadının en büyük aşkı, kendi doğurduğundan başkası değildir diyorum. Yapın arkadaşım, büyük AŞK hiçbir şeye benzemiyor.

Diyorum ya kafa bölük pörçük hayatımda iki belirgin vurgu var biri annelik, diğeri ise şaşırtıcı bir gelişmeyle “İŞ”. Evet hiç beklemediğim yerden geldi soru bu sefer nasıl cevaplayacağım bilemedim. İş hayatında gerçekten heyecan veren bir noktadayım ki bunu hayal edecek kadar hayal gücüne bile sahip değilim. Hem iş, hem annelikte ortak noktada birleşim kümesi: Dijital
Anne olacağımı öğrendiğimden beri Dijital Anne’lerden biriydim ben. Öyle ki doktorum bana 26. Haftada sana bu hafta 35. Haftadan soracağım diye espri yapabiliyordu. Gerekli gereksiz her bilgiyi emdim, vücut bir noktadan sonra absorbe edemiyor, işe yaramayan bir kısmı bünyemden atıldı. Annelik, benim aktif sosyal hayatımı sanal mecrayı taşımama sağladı. Hayatımda en çok internet kullandığım dönemim son 2,5 yıla tekabül ediyor.  Neyse kullandıkça sevdim, kafamı boşalttım, gevezeliklerimi yazarak döktüm, deşarj oldum falan. E ben neden internetle ilgili bir şey yapmıyorum derken karşıma fırsat çıktı. İnternetle ilgili ama klasik bildiklerimi yapıyorum derken karşımda bir fırsat daha çıktı. Şimdi internetle ilgili bilmediğim bir işin sorumluluğunu üstlendim. Allah yüzümüzü kara çıkarmasın. Bilmediğim ama çok ilgi duyduğum ve heyecanlandığım bir alan Dijital Pazarlama. Bu konuyu ilerleyen günlerde site açılırken tekrar gündeme getireceğim şimdilik sadece beni sevindiren bir gelişme J

Sonra bir de ben var, Fulya. İş, ev doğrusunda 1 km kare sınırlar içinde gül gibi yaşayıp gidiyorum işte. Şu günden bir sene öncemi hatırlayıp, her sabah ve akşam şükürler ediyorum şimdiki halime.
Mevsim geçişlerini fark edebiliyorum, aşktan meşkten bahsedebiliyorum, çiçeklere, kuşlara dikkat edebiliyorum, içimden gelerek geyik yapıyorum, sinema’ya gidiyorum, hatta akşam arkadaşlarımla buluşuyorum, instagr.am'la resimleri şekilli yapıp ekliyorum falan.
Ve bütün bunların kıymetini deli gibi biliyorum.
Aşk diyorum, Sarımsak benim büyük aşkım, iş ile aşk kelimesi bazen yan yana geliyor ki inanılmaz bir gelişme, sonbahar aşk, şarkılarda aşk ama aşk en çok yazdırıyor ondan seviniyorum.
Kokain kullanacak maddi duruma sahip değilim, ilişkiden ilişkiye atlayacak manevi yapım da yok, olmayan yaratıcılığımı körüklemek sonbahar kokusuna, aşkın başka başka hallerine kaldı, napalım.

16 Eylül 2011 Cuma

NURTURIA’DA


… çocuklar etrafında dönen ama bununla sınırlı kalmayıp, kariyer, cinsel yaşam ve aile koçluğuna giren sohbetleri ÇOK SEVİYORUM.

… sorulara cevap verememek ya da her bebek doğurmuş kadına öneremeyecek kadar vakitsiz olmayı HİÇ SEVMİYORUM.

 OLMASAYDI kesin terfi ederdim. İş - güç yaptırmıyor bu meret. Bir gün romantik- komedi, bir gün aksiyon, bazen fantastik korku, bazen sit-com izlemek gibi.

… çok yakınlarımdan bile yakın hissettiğim arkadaşlarım VAR.

… yok YOK.

KEŞKE doğurmadan önce tanısaydım, bilseydim, kullansaydım. eminim harika bir lohusalık geçirir, dilediğimce bebeğimi kucağıma alıp, emzirirdim.

2 Eylül 2011 Cuma

Zıtların Uyumu

Son derece konforsuz bir ortamda, son derece konforlu bir tatil yaptım, döndüm.
Karavan kampındaydım 6 gün ama bakıcımızla.
Karavanın artıları:
Aman Allah’ım o ne güzel tatildi. Tüm krizleri fırsata çevirdim. Önce sabah 06:30 uyanma rutinini, sabah denize girme saati olarak belirledim.
Tüm gün deniz kıyafetiyle ve üzerimde tuzla takıldım. Sarımsak’ım nezle oldu hafif geçirdi ama ilk gecesinde burnu tıkandığından çığlıklar atarak uyandı. Ben bu uyanışı karavanın önündeki salıncakta sarıp sarmaladığım oğlumla yıldızları seyrederek, hafif hafif sallanma eşliğinde fırsata çevirdim.
Ardından ben nezle oldum ama ağır geçirdim hiçbir planımı aksatmadan denize girerek, güneşte uyuyarak ve theraflu’nun vücuttaki uyku hissiyle hamakta kitap okuyarak fırsata dönüştürdüm. Akşamları Sarımsak uyuduktan sonra, çıktık balıkçılarda yemek yedik, arkadaşlarımızla görüştük, aile ziyaretimizi yaptık. Tam tadında bir bayram yaşadık. Hastalığa kafa takmamak işe yaradı fiziksel rahatsızlığı, ruhsal rahatlık yendi bu sefer.
Sezon finalimdi bu tatil. Çok sevdiğim Yaz’dan ayrılıyorum kolay değil.
Karavanın eksileri:
Ortak kullanılan WC, duş kabinleri
Bakıcımızın konforsuz ortamlardan hoşlanmaması ve bunu her fırsatta dile getirmesi (ki kağıt tabak, bardak kullandık)
Sonbahar’ın ve Kara Kış’ın benim için Yaz gibi geçmesini, sizin için nasıl isterseniz öyle geçmesini ama mutlaka sağlıklı ve mutlu geçmesini dilerim.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Anne Bloggerlara

Sevgili Anne Blogger'ı Merhaba.
Bende kendi çapımda oğlumun gelişimini yazma bahanesiyle belki de tüm özelini bu satırlara dökmeye başlamış bir kadınım. Bir süredir de yazıyorum.
Bugün şöyle bir titreyip kendime geldim. Belki benim yaşımdayken, belki bebeği olduğunda Oğlum, bu satırları gülümseyerek okuyacaktır.
Peki ya ondan önce...
Ergenlik'te, yetişkinliğin başlarında okuduğunda ne olacak. Hele hele kız arkadaşının eline geçerse bu belgeler yandığımın resmidir bence.
Eski anneler alt tarafı açık bir pipi resmi gösteriyor diye olay olmuş kaç ev vardır.
Bu utanç tablosunun çok daha büyüğünü hazırlıyor olmayalım gözümüzden sakındığımız yavrucaklarımıza.
"Özel Hayata Saygı" falan bık bık yapmasın. O zaman annelerimizin söylediği gibi, "hadi ordan ben doğurdum seni ne özel hayatı" falan mı diyeceğiz.
Özellikle ilk cinselliği keşfettiklerinde yazdıklarımız, söylediklerimiz belli bir olgunluğa gelene kadar başımıza bela olabilir diye düşündüm bu sabah.
Tabii bir erkek anası olarak, amatör bir blogger olarak kendi sorgulamamı sizinle de paylaşmak isterim.
Sevgilerimi sunarım.
Ne yapsam acaba, oğlan büyüyünce biraz dondursam, yaşlılığımda mı çıkarsam ortalığa :)

Ve unutmadan Sarımsak uyurken kiminle yatarsa açık t-shirt yakasından elini sokup, bıyık altından gülüyor, kurcalarken...

Alayına İsyan

Bugünüm sensiz geçti, cehennemde bir asırdı sanki, şarkı sözleriyle başlamak istediğim bu yazıyı  Sarımsak’ıma armağan ediyorum.
Mesele mesaiye kalmak değil yeğen, mesele oğlum’la olmam gereken saatlerde boş boş iş yapmak için beklemek. Sistem kurulacak, admin paneli hazırlanacak ben varyantları gireceğim.
Sonra oldu mu diye bakacağım. Bu IT’ci milletine de güven olmuyor, ha oldu ha olacak derken olmuş akşamın 7’si daha ortada bir numara yok. Biliyorum bu akşam olmayacak, yalan bu iş ama ben gidersem, beni bahane ederler, gitmezsem teknik bir aksaklık nedeniyle bu gece yapamadık olacak.
Oğluşumu özledimmmmmmm.
Güzel bir haftasonu geçirdik. Artan dozda hırçınlığa rağmen, şansımıza fotoğraf kulübünün de orada olduğu bir zamanda Riva’ya öğle yemeğine gittik cumartesi. Aile albümümüzün en güzel resimleri çekildi diyebilirim. Pazar evde mayıştık, oğlumla sarıldık, öpüştük bol bol.
Ve tabii ki pazartesi. Pazartesiler takvimden kaldırılsa zerre üzülmem yemin ediyorum. İğrenç bir gün,  meymenetsiz, ayrılıkların günü.
Şimdi durdum burada hiç anlamı olmayan bir şeyi bekliyormuş gibi yapıyorum. Cidden başım ağrıyor ama oğlumu extra özlemiş olmamın verdiği baş ağrısı mı yoksa anlamsızca burada durmamın verdiği psikolojik baş ağrısı mı bilemedim.
Neyse oğlan çok lokum teyzesi. Görsen yersin. Bir durduk yere çığlık atmalar, kısa sürede istediğini alamayınca girdiği hırçınlık krizleri arttı. Bazen bir şeyi istediği anda verdiğimizde bile çılgın gibi başını “hayır” anlamında sallayıp krizini sürdürme eğilimi var 19. Ayda gelmez ki Terrible Two, erken yani bence. Ayrıca gelse de gelmese de bir çılgınlık olduğu kesin. Hayırlısı. Artık her şeye diştir ya da iki yaş sendromudur demekten de bıktım. Belki sadece edepsizliktir ama biz gönüllü köleler her daim bir bahane bulmaya hazırızdır. Yersiz de olsa hoşnutsuzluğu gördüğümüzde bu kesin bişeydir diye bahane bulamayacak kadar yoğun, çok çocuklu kadınlar değiliz buna da şükür. Umarım bu durum nedeniyle şımarık, ne istediğini bilmeyen, kıymet bilmeyen veletlerin annesi olmayız.
Amma negatif bir yazı oldu bu da. Ağzımdan hayırlı bir şey çıkmaz mı benim bugün hiç. Durduk yere tutulmamalıyım bir yerde. Kanatlarım olmalı, uçmalıyım özgürce, zaten sorumluluklarını bilen her konuda yardım etmeye çalışan bir iş insanıyım. Belki de bu huy kıymetimin daha az bilinmesini sağlıyor, bilemedim.
Resmen “dur burada bu akşam” dendi. Yani iş yok desen, eften püften iş çıkaracaklar başıma. En iyisi blog yazayım dedim. Vahşi kapitalist dünya, patronlar kalleş, işçiler kardeş… gibi gibi binlerce slogan atıp, basıp eve gidesim var. Yer mi?

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Sarımsak'tan Haberler

---
24.07.2011
İlk kez
1,5 yasinda oldu..

---
25.07.2011
Yaptı
Bir haftadir tek uykudan, ikiye cikardi. Bu sayede 21:30 da uyuyor. Mesai yaptigim bugunlerde daha fazla gorustugumuz icin memnunum..

---
25.07.2011
Yaptı
Balkondaki sezlongu yatak seklinde acip yatiyor, parmagi agzina goturup ssshhhh ssshhh yapiyor sessiz ol Eren uyuyor hesabi ;) yataga yat desen hayatta yatmaz..

---
25.07.2011
Yaptı

Tabii ki aksam geldigimde yuzume bakmadi ama bu sefer sabahtan biliyordum basima gelecegi, hazirlikliydim, kolyemi parcalattim, kucagima alip kandirdim ;) (sabah tatil donusu ise gittigim icin tribe girdi de)

---
26.07.2011
İlk kez
Opmeyi ogrendi. Tum oyuncaklari opuyor bir kere de beni op deyince eski sistem burnumu isiriyor.. Ben bir plastik balik kadar olamadim su hayatta..

---
26.07.2011
İlk kez
Bu sabah ilk mütarekemizi yaptık. El fenerini sökmek istiyorsan yatıp, altını değiştirmeme izin vermen lazım dedim. Ciddi ciddi baktı yüzüme, hemen yattı fener elinde.

---
26.07.2011
Yaptı

Karli kayin ormani, unzile, zeytinyagli yiyememem aman sarkilari basta olmak uzere annesine yarim saat sarki soyleterek ve ayakta sallanarak uyudu..

---
27.07.2011
İlk kez

annem sınır koydu, canın acımıyorsa ağlamayacaksın dedi, ağlarsam istediğim verilmeyecekmiş.

---
27.07.2011
Yaptı

Gulerken agzini kapatip kahkaha taklidine donusturuyor. Komik oluyor cok..

---
27.07.2011
İlk kez

Annesi kos bana saril oglum dedi, kosarak gelip sarildi, kendi ozgur iradesiyle.. Yihuuu

---
28.07.2011
İlk kez

Tüm kapıların kollarına yetişip açabiliyor. Artık sokak kapımızı kilitliyoruz.

---
29.07.2011
Yaptı

Sabah yine beni iteledi, bakıcısına sarıldı. İyi bakılıyor çocuğum umursamayacağım diyorum ama gözlerimin dolmasına engel olamıyorum :(

---
30.07.2011
İlk kez

öğlen uykusu akşamüstüne taşınınca bu saatte parka gitti :)

---
30.07.2011
İlk kez

Yarim takla atti :)

---
30.07.2011
Büyüdü
Boy: 83cm
Ağırlık: 10,55kg
Baş çevresi: 49,5cm
---
31.07.2011
İlk kez

Susamli simit yedi.

---
01.08.2011
İlk kez

Numaracıktan ağlama ve gülme taklidi yapıyor.

---
02.08.2011
İlk kez

Poz ver dendiğinde kolları bağlayıp, sert sert bakıyor..

---
02.08.2011
İlk kez

Dört azı aynı anda.. Kare as yaptı oğluşum..

---
03.08.2011
İlk kez

4 azıdan biri çıktı, dün gece hiç uyanmadım benim lokum, metanetli oğlum.. diğerlerini de bugün yarın bekliyoruz..

---
04.08.2011
İlk kez

Bisikletine binen bir kizi kolundan cekerek indirmeye calisti, parktan eve donerken tepinerek agladi..

---
04.08.2011
Yaptı

Yine ates 37,5, yine tirsip durduk yere ilac verdim :(

---
05.08.2011
İlk kez

Ceviz almış dolaptan yiyormuş.

---
05.08.2011
İlk kez

Dün parkta bir kızı çekiştirdiği için ilk defa kızdırdı beni Eren, ama ondan sonra ilişkimiz bi acaip oldu. Yaptığını biliyor gibi. Bir şirinlikler, sarılmalar, ilgimi çekme çabaları falan. Sabahta aynen devam etti şoktayım.

---
07.08.2011
İlk kez

Babasinin atma dedigi birseyi defalarca atiyormus gibi yaparak dalga gecti.

---
07.08.2011
İlk kez

Cikolata yedi.

---
08.08.2011
İlk kez

Kaydiraktan tek basina kayiyor artik.

---
09.08.2011
İlk kez

Anasinin resmini optu slap diye.. Cok mesudum..

---
09.08.2011
Yaptı

uyumaya gittiğimizde "hadi kapa gözünü oğluşum" dediğimde gözlerini kapıyor 1-2 sn :)

---
09.08.2011
İlk kez

Anasina elleriyle bezelye yedirdi minnakim ;)

---
12.08.2011
İlk kez

Ekmek askina yemegin suyuna ekmek bandi yedi.

---
12.08.2011
İlk kez

Hiçbirşey yemeyen çocuğun balık yediği gün, yoğurt yiyesi de tuttu. Sevinsem mi üzülsem mi en son 11 aylıkken yoğurt yemişti..
---
12.08.2011
İlk kez
Pasaport ve vize icin fotograf cektirdi. Iyi durdu bence :)

---
12.08.2011
İlk kez
Yatakta ziplamanin eglencesini kesfetti :)

---
12.08.2011
İlk kez
iglo altın balık, iki tane, ohh yeahhhh :)

---
13.08.2011
İlk kez
Patates kizartmasi yedi..

---
15.08.2011
İlk kez
Bir restoranda kolları bağlamış şef garsonun karşısına geçip taklidini yaptı. Çok güldüm. Adama ayıp oldu biraz. Kolları indirdi :)

---
15.08.2011
İlk kez
Eteğimden çekerek, Anne Anne diye beni yönlendirmeye başladı.

---

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Somali'de 3 Aç Türk

Keşke tek sorunları açlık olsa dedirten bir gerçek ve şu zaman dair bir hayat.
Ben işyerimde çay içerken ya da oğlumun elinden tek tek kıkırdayarak bezelye yerken, biri işkence görüyor, biri 6 aylık olmuş bebeğini hiç görmedi belki de hiç göremeyeceğini düşünüyor, birinin ablası aradığında kardeşin öldü diyor korsanlar.
Korsanlar gerçek, korsanlar var.
Üstelik sevimli değiller. Bu Fuat'ın hikayesi.
Canım Arkadaşım Banu'nun kardeşi.
Sadece okuyun, onlar bunu yaşarken siz neler yapıyorsunuz bunu düşünün.

http://somalide3acturk.blogspot.com/

Sevgiler
Fulya