Çok anlam yüklemişim.. Önce bir yaş, oğlum bir yaşında olsun diye tutturdum nedense. Biraz anlatsın derdini. 1,5 yaş ikinci eşiğim. Bir yazısında Sabiha Paktuna Keskin annenin hormonlarının normale dönmesi 18 ay demişti ikinci eşiğim bu. Bir gün uyanıyorum oğlum ne güzel maskot gibi hep böyle kalsa diyorum, sonra içimden bu bir dua gibi algılanmasın korkum gelişiyor, konuştuğunu hayal ediyorum gülümsüyorum. Bu arada konuşmasına gerek olmayacak kadar tüm derdini anlatıp, bizi anlıyor.
Bu sabah ilk mütarekemizi yaptık. El fenerini sökmek istiyorsan yatıp altını değiştirmeme izin vermen lazım dedim. Ciddi ciddi baktı yüzüme hemen yattı fener elinde.
Tatile gittik, sağ sağlim, neşeyle döndük evimize. Çok ağır geldi dönüş hele ilk pazartesi sancılı geçti, akşam yine yüzüme bakmadı işe gittiğim için, kolyemi söktürdüm bu bahaneyle kucağıma aldım.
2 sn. kucağa almak için sedefli kolye gitti ama değer.
Yemekler de düzelme kaplumbağa hızıyla. Büyük lokma ekmek, poğaça, bisküvi elinde yiyor ama yeni ya da uzatılan yiyecekleri reddediyor.
Gündüz tek uykusunu, iki uykuya çıkardı. Ama çok memnunum fazla mesai çalıştığım şu günlerde akşam oğlumu çok daha fazla görme şansı yarattı bana bu değişiklik.
Çok akıllandı, çoğu zaman benden çok daha akıllı olduğunu düşünüyorum.
Artık kapı kollarına uzanıp açabiliyor, sanırım boyu da uzadı. Cumartesi gideceğiz doktorumuza orada ak koyun, kara koyun belli olacak, bakalım.
Her araştırmacı anne gibi çocuğumun eğilimlerini keşfetmeye çalışıyorum. Sanatsal, matematiksel falan ama daha motorlar, araba ve güzel kızlardan başka bir ilgi alanı bulamadım.
Umarım büyüdükçe beni olumlu yönde şaşırtacak ilgi alanları da bulurum.
Sarımsak'ım öpmeyi de öğrendi bu dönem fakat plastik oyuncaklardan bana sıra gelmiyor diyebilirim. Dün bana koşarak sarıldı, hala şoktayım :)
Hayatımın en önemli 1,5 yılı geçti.
Önceki yılların değerini katlayarak geçti.
Canım, nemrut suratlı, tripçi oğlum. Seni seviyorum.
Benim hayatım, içim, yakışıklı, akıllı oğlum. Sana bayılıyorum.
Hayatımın neşesi, yüzümü güldüren, kokusu cennet kokusu oğlum.
İyi ki doğdun.
28 Temmuz 2011 Perşembe
Dünya'da İlk 1,5 Yıl
12 Temmuz 2011 Salı
"Dört teker bedenimi, iki teker ruhumu taşır."
Naber Günnük,
Beybim 17 aylık hatta neredeyse 1,5 yaşında. Şimdiden seneyi düşünüp üzülüyorum, seneye haliyle 2,5 olacak artık bir bebek değil çocuk olacak.
Derdini anlatan mini bir birey olacak. Ve günnük sana bir şey itiraf edeyim, bu oğlan bana bebekleri, çocukları, insanları yani dünyayı sevdirdi. Eskiden bebeklerle arasına mesafe koyan, çocuklardan hazzetmeyen, çok insan olan yerlerden son sürat kaçan ben artık nerede bir minik bebek görsem “annemmm masallah sana” nidaları eşliğinde atlıyorum elalemin çocuklarına. Bebekleri çok sevdim ben be günnük, endişelerimden dolayı tadını çıkaramamıştım zamanında çok pişmanım. Ne var ki elden bir şey gelmiyor manyamış hormonlar yüzünden o dönem. Şimdi her anını doya doya keyfini sürerek yaşıyorum, yetmiyor, geçmişe daha minik bebekliğine özlem duyuyorum. Ben 2. Bebeği delicesine her zorluğu ve korkunç lohusalığımı daha unutmadan istiyorum. Ama gel gör ki bunu tek başına yapamam, ikna çabalarımı sakin sakin sürdürüyorum kenardan.
Bu arada beyim ikna olmak bir yana, benim dikkatimi bu konudan uzaklaştırmak için son sürat bir çalışma içinde. Beni oyalayacak, hoşuma gidecek ne oyuncak varsa alıp, getiriyor eve. Farklı hayat tarzlarına özenmem bu domestik, doğurgan yapıdan çıkmam için elinden geleni yapıyor ama maalesef ok yaydan çıkmış bir kere o oyuncakları ne kadar da sevsem, yeni ve çılgın hayat tarzı hoşuma da gitse çocuklu hatta iki çocuklu bir kadın olarak hayata devam etmek istiyorum. Artık şunu biliyorum, bu çocuklar büyüyor, yorucu ama büyüyorlar, zor ama çok güzeller, bebekler çok misss kokuyor, masum melek halleri insanoglunun cok buyuleyici..
Neyse efendim son oyuncağımız Vespa, bir ay önce gördük vespa’yı aşık olduk ailecek, çok heyecanlandık, Sarımsak’ım tepesine bindi, inmek istemedi. Alalım diye gaza geldik. Tabii sağduyulu bir kadın olarak bir gece uyuyup, uyandıktan sonra caydım ben.
Bu yaştan sonra motor mu kullanılır, para bize lazım ev alacağız, Allah muhafaza düşeriz müşeriz çoluğumuz çocuğumuz var vıdı vıdısıyla caymak suretiyle sevgili beyim’i de vazgeçire cabasındaydım. Çok bozuldu, hani çok heyecanlıydın neden caydın falan diyor. Ama ben ısrarla cayma hakkımı sonuna kadar kullandım ya da kullandığımı sanıyordum ki geçen hafta bana yapılan bir süprizle kendime geldim. Cuma akşamı telefonum cayır cayır çalıyor, bende o sırada patronumun odasında mini bir toplantı halindeyim. Eşi sağolsun sürpriz yaparken bile fırçalama yetisine sahip, tel’i bir açtım, “nerdesin sen?” toplantıdaydım kem küm diye cevap verdim. “Sürpriz yapacaktım aşağıya bak dedi.. Bir baktım ki beğendiğimiz Vespa’nın üzerinde aynı renk kaska sahip bir adam.. Süprizzzz…..
Aslında sürpriz’in açılımı şu: ben seni sallamadım, alma demene rağmen gittim aldım, 3 haftadır da bu durumu sakladım, motor dersi aldım, şimdi sende uyumlu ol, sevin, birlikte gezelim..
El mahkum biraz içimde garip bir hisle sevindim, heyecanına. Hafif buruldum ama madem bu kadar istemiş kasmadım, hatta 3 gündür bir iki tur attık beraber. Gerçekten zevkli bir olay.
Ama bu olaydan çıkarımım farklı. Kadınlar ve erkekler ayrı dünyaların insanı. Gençlikte benzer hormon seviyesi ve sorumluluğun az olması nedeniyle uyumlu gibi dursalar da er ya da geç iki farklı dünya kendini gösteriyor. Bu durumu yönetmek, uyulmamak gerekli heralde. Sıkıcı bir kadın gibi görünmeden olgunca davranışa yönlendirebilmek.
Bilemedim günnük…
Bugünlerde işler de yoğun. Ne zaman yazmak istesem aynı gün bitiremiyorum yazıyı. O yüzden ilk paragraf kalk gidelim diyor, altındaki b.k yeme otur..
Bir de resim ekleyeyim.
Haftaya tatildeyiz, inşallah.. Resim çekerim bol bol.. Tatil sonrası bir önceki gibi olmaz çok daha rahat geçer umarım. O zaman tatil anıları Sarımsak’ımın yemesi ile ilgili atılımlarım ve tatilde 1,5 yaş konulu yazımla birlikte oluruz.
Bu arada kendi blogumda yorumlara cevap yazamamak gibi bir sorunla karşı karşıyayım. Nasıl olmuş bilmiyorum ama izin vermiyor. Ama güzel yorumları görüyorum bir ara cevaplamayı da becereceğim.
23 Haziran 2011 Perşembe
Sarımsak'tan
Canım Günnük,
Aksattım seni ne zamandır, oysa boş bırakmazdım böyle uzun aralar.
Napalım be günnük iş, güç, hayat gailesi.
Ev bildiğin gibi yeni düzene adapte olmaya çalışıyor.
Bakıcı fena değil, inşallah daha da iyiye gider.
Sarımsak Bey, afiyetteler özellikle Cuma, Cumartesi mükemmel bir bebekti.
Bu iki gündür huysuz yine diş diyeceğim ama diş mi bilemiyorum. Sinirleniyor yeni yeni terrible two için erken aslında ama artık hiddetini gösteren bir bebek.
Eğer istediği bir şey olmazsa elindekini sertçe yere atma huyu başladı. Bir kere de babasının kafasına peçete attı ki gülme gafletinde bulundum, tutamadım kendimi.
Mini, asabi bir oğlum var.
Bunun dışında baya gelişmeler oldu tatil sonrası bizde, Eren pizza kraker yemeye başladı.
Ekmek doğranmış mercimek çorba içti geçenlerde. Artık acıkabiliyor, acıktığını belli ediyor, bu büyük aşama.
Oğlum artık aç kalmaz, yemek talep etmeye başladı rahatlığı geldi üzerime. O yüzden yemeğine fazla kafayı takmıyorum.
Akıllı bir oğlum olduğunu düşünüyorum ama sanırım tüm anneler aynı düşüncededir.
Priz koruyucuyu çıkarma aletini bulup yerlerinden çıkarmaya çalışıyor. Kaka yaptıktan sonra değiştirmesi için bakıcısına bez getirmiş.
Kelimeleri net seçilemese de söylediği bazı şeyler var. Ge (gel), go (gol), ebbek (bebek), abel (haber), lay lay lay (lay lay lay)
Bir şey istediğinde gösterip, ellerini hızlı hızlı açıp kapatıyor. Gel gel yapıyor dışarıdakilere, herkese el sallıyor ama yukarı aşağı değişik bir sallama çeşidi.
Hala sevgisini burun ısırarak gösteriyor, onun öpmesi öyle. Ne kadar şiddetli ısırsa o kadar seviyor demek.
Uyku düzeni Haziran başı gündüz teke düştü 2 saat. Akşam yine erkenden yatıyor kuzum ama uyanma saatimiz 05:30. Her zamanki gibi müdahale etmiyorum canı nasıl isterse.
Ya da gece yanımıza gelmek istiyor birlikte uyuyoruz sabaha karşı yatağına bırakılınca 06:30- 07:00’ye kadar uyuyabiliyor.
İyice lokum oldu bu çocuk günnük..
Geçen gün parkta beni şok eden bir gelişme oldu. Bir oyuncak market arabası bulmuş onunla oynuyordu, büyük bir çocuk geldi elinden kaptı. Ben ne yapacak diye bekliyorum. Bir iki adım attı ama peşini bıraktı arabanın 10-15 dakika başka şeylerle ilgilendi, çimlere dokundu, taşlarla oynuyor falan bir anda. Taşı aldı büyük çocuğa doğru gidip attı, Allahtan tutturamadı sakince anını kollaması beni çok şaşırttı.
Nasıl da kendi karakteri değişik ve kendine özel. Çocuğum olduktan sonra her gün bir canlının varoluşu, kendi fikirleri, hareketleri ile bu kadar farklı oluşu nedeniyle Yaradan’ın bu mucizesini izleme şansı bulduğuma şükrediyorum ben. (Cümle düşük olabilir bu kadar toplayabildim J)
10 Haziran 2011 Cuma
Düzen/siz
Son 3 haftanın hengamesi ve yorgunluğu yavaş yavaş yerini yeni düzene bırakıyor evde.
Yeni evimiz daha bir ferah ve insanlarla iç içe, iyi geldi bize.
Oğlum iki gündür daha güler yüzlü, ben sabahları giderken el sallıyor bana huzurla.
Akşamları yine beraber uyuyoruz ağlamadan, bir o yana, bir bu yana devrilerek, sarılarak, öpüşerek.
Her akşam biraz her şey rayında kalsın, değişkenler; bir dönem en azından sabitlensin diye dua ediyorum.
3 hafta üzerimden dev damperli kamyon gibi geçti. Annemi küstürdüm, eşimin teyzesini küstürdüm. Çok yoruldum zihnen. Hatta o kadar yoruldum ki hafıza problemleri ile uğraşmaya başladım.
Mamut hafızasına sahip ben, ajandasız çalışmakla övünen ben, işleri unutmasam da sosyallik amaçlı yapılan sohbetleri unutuyorum. Unutmakla kalmıyor beynimden siliyorum. İki olay yaşadım ve kendimden ürktüm. Cumartesi günü kendime baktırmaya karar verdim. Memory Center diye bir yere gidip 3 saat beynimi inceletmeyi düşünüyorum.
Yabancı bir kadınla nasıl yaşarız, eve yabancı bir kadın sokarsak rahatsız oluruz gibi bizi yaklaşık 1,5 yıldır engelleyen ön yargılarımızı daha büyük sayesinde yıkıyoruz.
Hatta yemek hazırlamamak, toplamamak, ev işi yapmamak gibi artılarla evimizdeki yabancı kadın artık yabancı gelmiyor.
Yemek yiyoruz, yemek bitiyor, hoop kadın kalkıp masayı toplamaya başlıyor karı-koca amelasyon ruhumuzdan vazgeçemediğimizden ısrarla yardım etmeye çalışıyoruz, bizi engelliyor.
Yani bir konfor, bir züppelik çok fenayım desem yeridir.
Oğlum büyüyor. Artık çok akıllı ve kontrollü hareketleri. Her şeyi biliyor, anlıyor ama sanki konuşmadığı için anlamayan biziz gibi hissediyorum.
Yemek düzeni, uyku düzeni bakıcı sirkülasyonu nedeniyle aniden değişti. Uykusunu teke düşürdü. Tek uyku 3 saatse sorun yok ama 1,5 saatse akşam huysuzluk nöbetleri geçiriyor.
Meyve olayını tamamen bitirdi. Fakat çok ilginç bir şekilde bisküvi talep ediyor, yiyor. Yemesi değil de istemesi beni zevkten öldürüyor. Bisküviye ve ekmeğe başladı nihayet hala yeni tatlara alışık değil ama çok umut vaat edici bir gelişme oldu bizim açımızdan. Geçen hafta öğlen mamasını yedirirken elini uzattı, kaşığı beraber tuttuk ve ağzına götürdü. Aferin oğlum dedikçe gülümseyerek tekrar etti içinde mama olan kaşığı kendi rızasıyla ağzına soktu. Bu yemeyen bebek anneleri için o kadar büyük mucize ki şimdi okurlarsa beni en iyi onlar anlayacaklar.
Yani oğlum bazen huysuz, bazen lokum. Bu sefer annesi izin alamadığı için değişik kadınlarla yeni düzenini kendi kurmaya çalışan olgun bir bebek o. Popişinde makata doğru minik bir sivilce çıkmış. İyileşmezse haftasonu doktora gideceğiz.
Hafta sonu işimiz çok ama ondan sonra biraz rahatlayacak hayatımız diye umuyorum.
Bu akşam koncişimin, hayatımın, çekirdek ailemin reisinin doğum günü. Akşama misafirlerimiz var, çok şahane bir pasta yaptırdım ona. Hayatımız düzene oturdukça, üzerimizdeki yük kalktıkça, aşkımızın tozu, pası siliniyor sanki.
Etiketler:
aşk,
bakıcı dertleri,
İştahsız Bebek,
Özel günler,
Sarımsak
1 Haziran 2011 Çarşamba
Değişik Bir Bakıcı Sorunu
Geçen hafta Perşembe günü ani bir telefon görüşmesi sonucu deneme maksatlı eve bir Gürcü bakıcı getirmiştim. Bir iş arkadaşımın kadının, arkadaşı. Güvenilir, temiz dediler.
Sabah “Tanrım, beni kullarına oyuncak mı yarattın” modundayken biraz daha açıldı depresyonumun koyu rengi. Annem arızaya geçmişti, Gürcü bakıcının gelişiyle ilk işi kaçmak oldu.
İlk gününden oğlumla kızı yalnız bırakmayayım diye eşimin teyzesi ve annesi geldiler Cuma günü. Yani gelen giden keşmekeş, tam tımarhane idi ev. İşten çıkıyorum ayaklarım eve geri geri gidiyor.
Kafamdaki tek hayal; oğlumu alıp, Şile tarafında bir otele mi yerleşsem biraz dinlensemdi.
Neyse kızın adı Liya, 40 yaşında boşanmış ve çocuksuz iki ablası var biri Gürcistan’da, diğeri burada çalışıyor. İyi bir kıza benziyor. Hafif asık suratlı, neşesiz bir yapısı olmakla birlikte Sarımsağımla beraberken güler yüzlü. Başta bu gamlı baykuş halinden çok endişelenmiştim. Şimdi çocukla güleryüzlü olduğunu düşünüp, nispeten rahatım. Cumartesi evin kalabalığını alıp, kızı evde yalnız bıraktık evi temizlesin diye. Çekirdek ailemle baş başa gezdik tüm gün aman bir iyi geldi, bir iyi geldi ki… Tabi her güzel şeyin bir sonu var, Pazar günü evdeydik.
Ben ciddi bir loğusa bunalımına girdim oğlumu yeni bakıcıyla bırakacağımı düşündükçe. Nasıl mutsuzum, nasıl rahatsızım. O Pazartesi geçti ya her gün geçer diye düşünüyorum şimdi.
Yeni işimde ilk gündü Pazartesi. Yeni iş arkadaşlarım yanımda, dakikada bir gözüm evdeki kamerada. Yeni bakıcıyla birlikte acil bir taşınma ihtiyacı hasıl oldu. Ev 2+1 kadın, çocukla aynı odada. Eskiden oğlum mıklasa odaya dalardım şimdi o rahatlığım yok, hem oğluşum sabah uyanır yataktan ben onu alana kadar keyif yapardı şimdi o da yok, akşam birlikte uyur, birlikte oynardık şu an çok kalabalığız. Aynı siteden ışık hızında 3+1 kiraladık. Bu hafta sonu taşınmayı planlıyoruz. Etti mi sana 3 YENİ. İŞ, EV, BAKICI.
Benim adaptasyon olayım yerlerde, cinnetime çeyrek var diye hissederken. Eşimin gün içinde arayıp, koli bul, nakliyeci ara, dolapçı ara istekleri de tavan yaptı. Hele dün sabah berbattı işe gelirken lastiğim patladı. Ama koli bulmak gibi önemli bir misyona sahibim. Elbise var üzerimde. İşyerinde bir arkadaştan lastikçiye gitmesini rica ettim, Allahtan kabul etti. Bu arada yeni ekiple aynı odadayız ve ortak çalışıyoruz. Odada cam yok. Arkadaş ben toplantıdayken lastiklerin çok eski, değiştirteyim dedi. Bende değiştirt dedim. Bunu öğrenen sevgili eşim bu hengamede bir de bu sebepten azarladı beni. Nasıl kaçasım var anlatamam. Berbat günün ardından eve geldim ama sinirler artık laçkalaşmış, çok üzgünüm. Bir beş dakika neden bu kadar üzgünüm diye düşündüm. Gerçek kabak gibi ortada “OĞLUMU ÖZLEDİM BEN” bunu bir kere sesli söyleyince, evde ortalık yerde maalesef oğlum bile salondayken, bakıcı ve eşimin teyzesinin yanında hıçkıra hıçkıra bir ağlama krizine girdim.
Oğlumu özlüyorum, kıskanıyorum, zor alışıyorum, birlikte yatmanızı istemiyorum arka arkaya kıza bunları ağlamamın arasında söyledim. İmaj yerle bir. Çocuksun sen neden evlendin dedi Liya bana J o derece acınaklı bir durumdayım. Oğlumu yıkadım, uyuttum, erkenden yattım. Sabah kadıncağız korkusundan sarımsakım uyanır uyanmaz getirdi kucağıma. Öptüm, kokladım lokumumu. Yeni eve geçince ben yatacağım oğlumla diyorum bir yandan gülüyorlar benim bu acziyetime, bağımlılığıma. Bu arada oğlan bana gelmemek 5 günlük kadınla kalmak için ağladı, eşek sıpası. Tam serseri erkek çocuğu dakikasına sattı. Zorla, kandırarak yanımda tuttum biraz daha sıkıştırdım. İşe geldim. İki gündür de arkamdan el sallıyor. Hem seviniyorum, hem özlediğim için üzülüyorum.
Tam delilik. Doktora gitsem ne yapacak, zaten deli hapı kullanan biriyim. İnşallah biraz düzene otursun, her şey sakinlesin bende düzelirim.
Liya’da bozulmaz umarım 4. Bakıcımız, yoruldum.
Diğeri de aradı dün. Hala hastaymış. Borcum var dedi, helal ettim.
Hasta hasta yakasına da yapışılmaz, hayatımın içine mıçtı ama kadın ne yapsın ister miydi hasta olmak diye empati kanallarımı zorluyorum.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Cennetten Düşmek
Arkadaşım, bilsen cennetten düşeceğini o elmayı yer misin? Yemezsin..
Neyse milyarlarca yıl geçiyor medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarın geldiği son nokta; cehennemi dünyada yaşatıp, cenneti yılda iki kere vaat ediyor beyaz yakalı çalışan fanilere.
Biz geçen hafta ilk cennet haftamızı yaşadık, uzatmaları oynayan bir kış mevsiminin sonuydu. Cennetimize, yaz gelmiş adı gibi Ilıca(k).
Bir hafta anne-baba-sarımsak kıkırdayarak uyuduk, gülüşerek uyandık, mamalar her zamanki gibi zor yendi ama ben artık takmamayı öğrendim.
Bu takmama tatil rehavetinden mi dir yoksa artık her şeyi anlayan ve isteyebilen oğlumun kendi için yeterli gördüğü besine saygımdan mı ileri geliyor bilemedim.
Çok olumlu etkileri oldu tatilin, dinlendik desem yalan olur zira yanımızda kurmalı bir bebek vardı, sabah uyandığından akşam yatana kadar her yere girip çıkan, elimizi tutmayı reddeden, merdiven tırmanıp inerken düşen bir lokum.
Ama ruhen dinlendik. Çok güzel koşturmalar bunlar sözü anlam kazandı bende.
Oğlum, sitenin parkında eteğimden ayrılmaya oğlum, tatilde bir cesaret neredeyse bizi bırakıp ayrı oda tutacak kıvama geldi.
Oğlumun iştah probleminin sebebini anladım biraz. Aşırı titizlik esas sorunumuz. Kuma asla oturmadı, suya değip, soğuk olduğunu anlayınca çok ağladı.
Ama yemekleri elleyemediğini keşfedip, bisküvi ( püskevit), grisini, ekmek gibi şeyler verebildim ilk defa eline, reddetmedi. (Survivor Taner Kafası: Hım mutluyum, hımm gururluyum, hımmm oh yeahh)
Tabii her güzel olayın bir sonu var. Tatilin son günü oğlan su kaynattı. Anladı döneceğimizi hafif depresyona bağladı ya da bizim sendromumuz sirayet etti kendisine.
Dönüşümüz tam muhteşem oldu. Hali hazırda ayakları şişti diye sayesinde erken tatile çıktığımız bakıcımız dönemedi. İyileşemediği gibi yatağa bağlanmış, dönmeyi bırak iletişim bile kuramadım kendisiyle.
Dün sabah aradım, kardeşi çıktı, ablam hasta uyuyor dedi hala uyanamadı korkarım. Bende aramadım artık, zaten aylardır hastayım hastayım diye izin üstüne izin almış, çocuğumu güzel havalarda bile parka çıkarmamış bir bakıcıyla çalışıyor(d)um. Artık bir haber bile vermediğine göre kendisi gelmemeye karar vermiş olabilir. Ama ortada kalmış olmam gibi bir gerçeklik söz konusu oldu. Bir de anlamıyorum ben bu kadınları sürekli bir sahtekarlık, yok seni seviyorum, yok oğlunu oğlum gibi seviyorum yalanları bir anda gemi su almaya başlayınca ilk denize atılacakları arasındayız aslında. Almanya’da bir sevgilisi vardı ne zamandır çalışma, ben sana bakarım diyordu, o çeldi kafasını belki. O da başlarım böyle aşkın ızdırabına dedi. Ya da Allah korusun cidden başına bir şey geldi.
6 aylık periodlarla gelenekselleşen “bakıcı arama” zamanım yine gelmiş maalesef. Anneanneyi getirttik, kaçırmadan tutmaya çalışıyoruz bu süre içinde. Acırım acırım sürekli değişen yüzlerle muhatap olmak zorunda kalan oğluma acırım.
Sarımsak’ım, annesinin neşesi, aydınlık gülüşlü, yakışıklı bebesi dün 16 aylık oldun.
Seni çok seviyorum cümlesi sana olan hislerimi anlatmakta aciz.
Canımsın sen benim. Allah sana sağlık, sıhhat, mutluluk versin oğlum, gerisi gelir bir şekilde.
Etiketler:
16 aylık bebek gelişimi,
bakıcı dertleri,
bebekli tatil,
Sarımsak
10 Mayıs 2011 Salı
Kendime
Yoğun bir hafta sonu geçirdik, oğlum birçok ilki bir arada yaşadı. İlk saç traşı, ilk nikah organizasyonu ve ilk doğum günü partisini bu hafta sonu gördü. Saç kesimi özellikle sancılı olmakla birlikte aşırı yakışıklı olduğunu söylemek isterim. Diğer organizasyonlarda beklenin üstünde bir performansla uyum sağladı diyebilirim.
Bu hafta sonu Bir anneler gününü daha bıraktım geride, 2. Anneler Günümü…
2009 Mayıs sonunda öğrendim ben sarımsağımın varlığını, hamileyken anneler günü yaşamadım ama varlığını öğrendiğim ilk günler bacaklarımı kıstırıp yürüyordum ona bir şey olmasın, orada kalsın, buyusun diye. Anneler günüm başlamıştı aslında.
Cumartesi günü 12 yaşında bir kızdan kolbastı dersi alıp, zıp zıp zıplayan ben, pazartesi günü bacaklarını kıstırıp yürüyecek kadar şuursuzca istedim sarımsağımı..
İlk günler kabuslar görürdüm, bardak kadar doğduğunu, ve ona bakamadığımı, yanlışlıkla zarar verdiğimi, bu sebepten psikologa gittim.
Psikologa dedim ki “Hamileyim, bebeğimi çok istiyorum ama çok mutsuz hissediyorum, hep kâbus görüyorum. Tüm yakınlarım bana haksızlık ediyor, kimse beni umursamıyor”. Psikolog dedi ki, “Şimdi gel duruma bakalım bu bebeği yeterince istiyor musun, yoksa aldırman mı gerekli”
Delirdim, ne demek aldırmak, yüce irade karşısında ben ve duygu durum bozukluklarımın ne önemi olabilir ki, bebek gelmeyi seçtiyse gelecek, ben kimim ki böyle bir kararı verebileyim. Üstelik zaten çok istiyorum bu bebeği, sadece kendimi kötü hissediyorum. Bu isteğe rağmen neden böyle hissediyorum anlam veremiyorum. O zaman doğurunca bana gel dedi psikolog kadın bu gelen ve dengeni bozan hormonların bir de geri dönüşü olacak o zaman yine bana ihtiyacın olacak.
Ve durumumu beni tatmin edecek kadar anlamamı sağladı. Anne tanımım; çok sorumluluk sahibi, mükemmeliyetçi, kendinden vazgeçmişçesine kendini çocuğa adayan bir kadın. Ben o rolü hissedip içimde, ağırlığı altında ezilip, o an ki yaşadığım benmerkezci ve rahat yaşam tarzımın içine yediremediğimden bu çelişkiyi yaşamışım gibi bir sonuç oluştu kafamda. (Şimdi oğlum 15 aylık artık o yaşam tarzına yedirdim, bir orta yol buldum çok daha rahat hissediyorum)
Hormonal akımlardan zaten zar zor dengede duran tüm sinir sistemim bozulsa da.. Hiç bir gece uyuyamasam da Allah biliyor ya her şeyden çok istedim yavrumu. İlk aylardaki duygusal hassasiyetleri saymazsak, çok rahat bir hamilelik geçirdim. Sıfır yan etki, hatta güzelleştim. Tüm fiziksel durumum iyiye gitti. Hamilelikten önce yüksek performans göstermeyen organlar bile tıkır tıkır işledi.
Canı tatlı biri olmama rağmen normal doğum istedim, kendimi şaşırtan bir performansla başarabildim. Normal doğumun en zor yani beklemek ve başaramama fobisi olmalı, gerisi geçiyor, unutuluyor. 24.01.2010'da anne oldum saat 21:48 ilk görüşte ask ve kulağımda çınlayan doktorun sesi 21:48
Hayatımın miladı.
Bir daha asla o saatten önceki kadın, çalışan, es, evlat, kardeş, abla olmayacağım ben artık oğlumun anasıyım ve yeni bir benim. Tüm ilişkilerimi bu yüksek mevkii ile temize çektim o saat itibariyle. Artık ben ilk sırada değilim dedim, onun sırası. İlk aylarda, onu daha tanımadan ve hissetmeden önce korkudan kabuslar yaşamamı sağlayan bu durumu, onu tanıyınca canı gönülden kabul ettim, başımla beraber.
2. Anneler Günümüz.. Oğlum kendi halinde bir lokum.. Birlikte onun küçük parmaklarıyla buraya bir kuş konmuş, bu tutmuş oynuyor, kıkırdıyoruz. Onun gülüşü, varlığı her gün anneler günü bana. Ne kadar gülebilirse, ne kadar mutluysa o kadar başarılıyım ben bu hayatta, en önemli performans göstergem. O güzel suratı, yaramazlıkları, huyu, suyu her şeyi sebebim. Tek duam oğlumun ihtiyacı devam ettiği surece onunla ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olmak.
Oğlumdan önce, eşime "seni çok seviyorum, insan anca doğurduğunu böyle sevebilir" derdim.. Büyük yalanmış, itiraf ettim geçenlerde. Doğurduğuna sevgin anlatılacak bir his değil.
Oğlumdan önce, geceleri dua ederken Allah’ım sevdiğim kimsenin acısını görmek istemiyorum, ilk beni al diye dua ederdim. Ne cahillik, her gece torunumu görmek için dua ediyorum şimdilerde. Oğlumun sayesinde kendimi, hayatı daha bir sevdim. Her şey çok daha anlamlandı.
Artık mutlu biriyim, eskiden mutlu muyum diye düşünürdüm. Mutluluk bir an meselesi ve oğlum içimi mutlukla dolduracak o kadar an yaratıyor ki, sadece izliyorum onu, oynarken, uyurken, seyrederken ve şükrediyorum. Her zaman inançlı biriydim ama şimdi o kadar çok şükrediyorum ve dua ediyorum ki.
Hayatimi sevgi, neşe ve ışıkla dolduran oğlum varlığın için hamd ediyorum.
Anneliği bana yaşattığın için, koşulsuz sevgiyi hissettirdiğin için.
İyi ki varsın lokumum. Anneler günüm kutlu olsun.
6 Mayıs 2011 Cuma
Benden, Senden, Bizden
Dün gece Hıdırellez’di. En sevdiğim kutlamadır bahar kutlamaları hemen hemen her dinin, inancın bahar bayramını kutlamak, rituellerine katılmak isterim.
Ve en renklisi Hıdırellez. Çok inanırım uğruna. 2009 yılı Hıdırellez’inde Ahırkapı Şenliklerindeydik. Nasıl renkli, nasıl çalgılı, çengili şahane ortamdır o. Bu sene iptal edilmiş, çok üzüldüm.
2009 Mayıs’ta Ahırkapı’da bir karikatürcü vardı, parasız karikatür çizen biri. Ben ve eşim hemen sıraya girdik iki sn. sonra elimde beni pusetle, pusetin içinde eşim çizilmiş bir karikatür vardı. O ay sonu öğrendim Sarımsak'ımın varlığını.
Hem eğlence, coşku, hem mistik. Dileklerimi diledim google’dan göreseller ekledim el yazısı ile süsledim. Bir kutu içine yerleştirdim ve gül dalına yerleştirdim, sabah işe giderken geri aldım, haftasonu deniz yolcusu hadi bakalım hayırlısı.
Sarımsak:
Sarımsak’ım benim yakışıklı, süper tatlı meleğim duyguların en tatlısını öğreniyoru bugünlerde. “Sevgi”
Sıkıntılı bünye olmasına rağmen uykuya dalarken annesine sarılıyor, öpme amacıyla burnunu dişliyor. Yatakta sağa sola döne döne uyurken sırtını dizime yaslayıp, gıdıklandığı için kikirdiyor. O uyuyana kadar ben mest olmuş, mutluluk baygını oluyorum. Allah bozmasın.
Duygulardan kızgınlığı, öfkeyi göstermeyi öğrendiğinde de bu mutlulukla karşılarım umarım.
Sabah Mülakatı:
Bu sabah işe alım için 91 doğumlu dünya tatlısı bir çocukla görüştüm. Marjinal, toplumun kabul etmediği rollerden birine sahip, ama o kadar tatlı, lokum ki anlatamam. Gülünce içimi aydınlatan bir enerjiye sahip, kardeşim gibi. Seçtiği yolda uzun ve mutlu bir ömre sahip olsun, oldukça yetenekli ve kendiyle barışık. Tüm anaç duygularım ayaklanıyor bazen. Tüm anaların evlatlarını korumak, kollamak istiyorum. Bu kirli dünyada kirlenmemeleri hep böyle güzel kalmaları için elimden geleni yapmaya hazırım.
Tatil:
19 Mayıs haftası tatile gideceğim. Daha bahara gelemedi ama benim artık dayanacak gücüm kalmadı. Kış havası da olsa tatili çok hevesle ve mutlulukla bekliyorum. 15 aylık minnoşumla araba yolculuğu üzerine 6 gece 7 gün tatil. Sevdiklerimiz yanımızda tek dileğim sağlıkla gidip, sağlıkla gelmek gerisi zaten olur.
2. Çocuk:
Ciddi ciddi ikinci bebeğim olsun, hatta kız olsun şeklinde bir hissim var. Birinciyle kafayı çizmiş, şaşırmış afallamış ve aslında anne olmak için doğmamış görünen, anne olduktan sonra tüm ilgiyi, sevgiyi çocuğa kanalize eden bir kadınım.
Koncişim ikinci çocuğa çok uzak, her fırsatta beni kırmadan dile getiriyor. Bir bunu büyütelim, daha bunu yedirmeyi başaramadık, ben yorgunum alt mesajlı cümleler kuruyor. Haksız mı, asla çok haklı. Düşününce böyle bir hissim olması delice. Ama bazı şeyleri mantıkla açıklamaya çalışmıyorum.
Neyse dün 2013 Ağustos Sonuna “2. Çocuk çalışmaya başlama tarihi” konulu meeting request attım, eşime. Tentative’i seçip cevaplamış, şimdiki çabam Accept ettirmek. 2013’e daha çok var belki de başarırım. Hayırlısı olsun artık.
Güncel:
Sabah evden çıkarken TV'de sabah haberleri vardı. Hıncal Uluç, bir üniversitede konuşma yapmak üzere gitmiş. Ama kimse unutmamış terbiysizliğini, kızlar öyle güzel protesto ettiler, öyle coşku dolu, heyecanla anlattılar dertlerini ve konuştumadılar ki sweetheart!ı çok mutlu oldum. Gençlikten çok umutluyum, gençleri çok seviyorum. Heyecandan boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. Gördüm ki hala kötü insanlara, iyi insanlar arasında yer yok.
Ciddi ciddi ikinci bebeğim olsun, hatta kız olsun şeklinde bir hissim var. Birinciyle kafayı çizmiş, şaşırmış afallamış ve aslında anne olmak için doğmamış görünen, anne olduktan sonra tüm ilgiyi, sevgiyi çocuğa kanalize eden bir kadınım.
Koncişim ikinci çocuğa çok uzak, her fırsatta beni kırmadan dile getiriyor. Bir bunu büyütelim, daha bunu yedirmeyi başaramadık, ben yorgunum alt mesajlı cümleler kuruyor. Haksız mı, asla çok haklı. Düşününce böyle bir hissim olması delice. Ama bazı şeyleri mantıkla açıklamaya çalışmıyorum.
Neyse dün 2013 Ağustos Sonuna “2. Çocuk çalışmaya başlama tarihi” konulu meeting request attım, eşime. Tentative’i seçip cevaplamış, şimdiki çabam Accept ettirmek. 2013’e daha çok var belki de başarırım. Hayırlısı olsun artık.
Güncel:
Sabah evden çıkarken TV'de sabah haberleri vardı. Hıncal Uluç, bir üniversitede konuşma yapmak üzere gitmiş. Ama kimse unutmamış terbiysizliğini, kızlar öyle güzel protesto ettiler, öyle coşku dolu, heyecanla anlattılar dertlerini ve konuştumadılar ki sweetheart!ı çok mutlu oldum. Gençlikten çok umutluyum, gençleri çok seviyorum. Heyecandan boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. Gördüm ki hala kötü insanlara, iyi insanlar arasında yer yok.
26 Nisan 2011 Salı
Sarımsak 15 Aylık
Sevgili Günnük..
Oğlum 15 aylık oldu.
Bu sabah bana koşa koşa sarıldı. Artık her şeyi anlıyor gibi geliyor bana. Bir yaş milatmış, yeni akıllı bıdığıma hala şaşırıyorum. Her şeyi anlamasına hayret içinde bakıyorum. Anladığı için bazı korkuları hızlıca yeneceğimizi düşünmeye başladım. Tüm yaptıklarımı olayları uzun uzun anlatıyorum. Burun spreylerinden çok rahatsız oluyordu, şimdi yine rahatsız ama kaçmıyor uslu uslu sıkmamı bekliyor. Dur oğlum hiçbir şey olmayacak diyorum, duruyor. Bana inanılmaz bir sorumluluk yüklüyor onun bu hali. Asla güvenini suistimal etmemeye çalışıyorum.
Eve geliş saatim 17:30 her akşam. Oğlum, o saatlerde asansör sesi dinlemeye başlıyor, kulağı kapıda. Bir çok gün kapıyı açtırıyor ben daha gelmeden, kapıda karşılıyor beni.
Asla eve geç kalmamaya çalışıyorum, eğer o gün eve geç kalacaksam mutlaka arayıp, anlatıyorum telefonda.
Telefonla konuşmamız yeni. Yaramazlık yaptığı bir gün telefonu kulağına verdirip, tatlı tatlı konuştuğumdan ve bana cevap verdiğinden beri haftada 2-3 kez konuşmaya başladık. Ben ona onu çok sevdiğimi anlatıyorum o da bana tatlı sesler ve efektlerle cevap veriyor. “Annii” diyor bazen, daha sıklıkla “Baba” diyor. “Mama”, “Abba” söylediği diğer kelimeler arasında. Bazen uzun uzun dudakları öne doğru “Huvvv” diyor. Geçen hafta “Gok” demeye başladı. Arka arkaya defalarca gok gok gok. Doktor randevumuz vardı 22 Nisan Cuma günü Boy 80 cm, Kilo 9,49 kg olmuş. İlk lolipopunu yaladı, bir de bu hafta uzattığım salata suyu dolu kaşığın tadına baktı. Lolipop’u sevdi, salata suyu için klasik iğrenme ifadesini yaptı.
İki gündür yatağında uyumamaya çalışıyor oda içinde yatağın yerini değiştirdim, yadırgadı.
Geçen hafta tatlı annelerden oluşan bir grupla kıpraştık. Sosyal aktivemden önce bileğime dövme yaptırma cesaretini gösterdim.
Dövme olarak hayatımın en önemli buluşması, hayatımın en büyük dönüm noktasının saatini bileğime yazdırdım. Yaklaşık 5 cm.’lik bir dövme.
Görenler dövmeye göre çok büyük diyor ama kalbimdeki ve hayatımdaki yeri o kadar büyük ki o saatin 5 cm. çok mu şeklinde karşılıyorum yorumları.
Hastalık hastası, anksiyete sahibi bünye, hayatının en zor fiziksel zorluğunu bitirdi o saatte.
Minik bir mücevher çıktı, başarabilecek miyim, her şey yolunda mı endişelerinin sonu.
Sarımsak doğdu.
Annesi mucizesine bakarak her şeyi unutup,kafasından apgar testi yaparken,
Doktor onu çıkarır çıkarmaz saate bakıp 21:48 dedi.
Tüm duygular, rahatlama, mutluluk, bir mucizeye tanık olma, hayatın birden bire hiç umulmadık netlikte değişmesi, her türlü önceliğin geri planda kaldığı en değerlime kavuşma anı.
Kalbime kazındı o an.
Ruhuma kazındı.
Bileğime 5 cm yazdırmışım ne ki…
19 Nisan 2011 Salı
Günün Şarkısı
Güne ulvi bir başlangıç.. Bana gelsin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)